Hosgeldiniz

YONETIM

YONETICILER, DANISMANLAR VE DIGERLERI

(2 Nisan 2002)

Yonetim

Yorum

Elektrik Pazari

Haberler

Kaynaklar

Teknoloji

Ozgecmisim

Isletme ve Bakim

E-Mail

 

Onsoz

Kuresellesme surecinde yabancilarla iliskilerimiz artiyor.  Is iliskilerimizin saglikli gelisebilmesi icin onlarin nasil dusunduklerini ve karar verdiklerini anlamamiz gerekir.  Assagidaki satirlarda bu konu uzerinde yurt disindaki gozlemlerimden onemli bulduklarimi ozetledim. 

Kuzey Amerikada halka acik her buyuk firmada onemli kararlar (ornegin santral alimi ve satimi), konunun icerigine ve boyutuna gore ya ust duzey yoneticiler veya yonetim kurulu tarafindan alinir.  Firma icinden bazi gruplar da analiz, inceleme ve tavsiyelerle yardimci olurlar.  Bunlarin yaninda firma disindan iki grup da cok onemli rol oynarlar: Danismanlar ve finanscilar.  Simdi bunlarin herbirinin katkilarina kisaca bakalim:

Ust Duzey Yoneticileri

Firma ust duzey yoneticilerinin gelirleri firmalarin hisse senetlerinin deger kazanmasi ile dogrudan iliskilidir.  Hisse senetleri degeri ise firmanin gelirlerinin surekli ve yuksek oranda artmasina bagli olarak degerlenir.  Yoneticiler uzerinde hisse senetlerinin degerinin artmasi yonunde buyuk baski olusur.  Boylece her ne pahasina olursa olsun kisa surede buyume hedefi uzun sureli ekonomik planlamanin onune gecebilir ve bu yaklasimdan hisse senedi sahipleri, calisanlar ve ulke ekonomisi uzun surecte zarar gorebilir.  Bunu ABD’de rekabetci ortama geciste karsilasilan problemlerle bagintili olarak aciklamaya calisacagim.

Nukleer santrallarin pahaliligi dolayisiyla 1980’li yillardan itibaren ABD’de elektrik birim fiyatlari bircok eyalette onemli olcude artti.  Ingiltere’nin 1989’da rekabetci pazara gecmesi ile elektrik fiyatlarinin az da olsa dusmesi, ABD’de rekabetci pazar calismalarini baslatti.  Elektrik fiyatlari ulke ortalamasinin uzerinde giden Kaliforniya rekabetci pazara gecen ilk eyaletlerden biri olmak icin hizla degisiklikler yapti: Monopoli durumunda olan ozel elektrik firmalarinin bazi tesislerini satmalari zorunlugu getirildi.  Boylece bircok firmanin katilimi ile eyalette rekabetin baslayacagi ve fiyatlarin dusecegi dusunuluyordu.  “Nerede hareket orada bereket” dusuncesiyle elektrik firmalarin buyuk cogunlugu bu degisiklikleri destekler gorunduler.  Kaliforniyada monopoli durumundaki  firmalarinin yoneticileri dahi Kaliforniyadaki santrallarini satip baska eyaletlerde alacaklari satrallarla hizla buyuyeceklerini sandilar. 

Kaliforniyada rekabetci pazara Mart 1998’de gecildi. Ilk 12 ay arzulanan sekilde gerceklesti, elektrik fiyatlarinda kucuk de olsa dusmeler gozlendi.  Ancak ikinci seneye girildiginde isler tersine donmeye basladi ve toptan elektrik fiyatlari monopoli donemindeki fiyatlarinin bes katina kadar cikti. Eskiden 5 sent/kW-saat olan fiyatlarin 2000 yazinda 700 dolar/kWsaat’a kadar yukseldigi oldu (yanlis okumadiniz; 700 dolar, 700 sent degil). 1905’den beri eyalet elektriginin buyuk kismini saglayan PG&E firmasi 6 Nisan 2001’de iflas bayragini cekti ve mahkemeye basvurarak kredi sahiplerine karsi korunmasini istedi. Elbette birinin zarari digerinin kari olacakti.  Eyalet hukumeti diger eyaletlerden gelen firmalari eyalete elektrik akisini kontrol ederek buyuk karlar saglamakla sucladi.  Yani bizde karaborsa dedigimiz cinsten bir olay.  Suclanan firmalarin basinda merkezi Texas’da bulunan Enron geliyordu. 

1984’de Texas’da bir dogalgaz boru hatti firmasi olarak kurulan Enron, 15 sene sonra Kuzey Amerikan’nin elektrik ve gaz ticaretinin %25’ini elinde tutan, bircok elektrik uretim tesisi ve boru hatti ile Kuzey Amerika’nin en yenilikci ve hizli buyuyen elektrik firmasi haline geldi. Agustos 2000’de Kaliforniya’daki elektrik krizi doruk noktasina vardiginda Enron’in hisse senedi degeri rekor seviyeye ($90’a) erismisti.  George W.  Bush’un kabinesi kurulurken bakan adaylari arasinda Enron yonetim kurulunun baskaninin da ismi geciyordu. 

Kaliforniya krizindeki taraflarin mahkemelik olmasi ile birlikte Enron’in finansal yapisi da buyutec altina alindi.  Hizli buyumeyi surdurebilmek icin proje finansmaninda kabul edilemez riskler alindigi ve onemli muhasebe hatalarinin yapildigi ortaya cikti. 2001’in basindan itibaren dusmeye baslayan hisse senetleri, Ekimin basindan itibaren cig gibi deger kaybetmeye basladi.  29 Ekim gunu Enron mahkemeye basvurup iflas ettigini bildirince hisse senedinin degeri 36 sent’e indi.  Yanlizca Ekim ayindaki dususle hisse senedi sahiplerinin kaybinin $17 milyardan fazla oldugu medyada belirtiliyor.  

Gelelim Kaliforniya/Enron olayinin yoneticilerle baglantisina. Elektrik sektorunde calisan yuzlerce firma gorunurde ozenle hazirlanmis stratejileri olsa da, gercekte yaptiklari konularinda lider olmus bir kac firmayi taklit etmekten oteye gitmez. Ornegin, birkac ay oncesine kadar, elektrik ticaretinde Enron, yeni gaz santral insasinda Calpine, mevcut santrallari satin alip daha verimli isletmekte AES rakipleri tarafindan dikkatle izlemekteydi.  Para piyasalari da (yani borsalar) genellikle diger firmalarin lider firmanin arkasindan gitmesini bekler, Gitmeyenleri de “atil, muhafazakar, stratejisiz” diye nitelendirip hisse senetlerini dusurerek cezalandirir. Lider firmalar da her sene para piyasalarinin bekledigi hizli buyumeyi surdurmek zorundadir, en kucuk bir aksamada hem liderlerin hem de onu takip eden firmalarin hisse senetlerinde onemli dusmeler olur.  Sozun kisasi firma ust yoneticileri uzerinde para piyasalarinin yarattigi onemli bir baski vardir. En fazla uc-dort senelik kisa vadeli projelerle basari saglanmaya calisilir. Bunlara bir de yanlis hazirlanmis piyasa kurallari eklenince karsimiza Kaliforniya “faciasi” ortaya cikar ve PG&E gibi asirlik firmalar iflas eder. Enron gibi piyasanin yeni kahramanlari da hizli buyumeyi (en azindan kagit uzerinde) devam ettirebilmek icin karmasik ve hatali finans anlasmalari yaparlar, sonunda onlar da batar.  Yani ava giden de avlanir.             

Yonetim Kurulu Uyeleri

Her firmada yonetim kurulunun baslica gorevleri yonetim uygulamalarini kontrol etmek ve onemli konularda karar vermektir. Uyelerin buyuk kismi firma disindan cesitli konularda tecrube sahibi kisiler arasindan secilir.  Boylece yonetim kurulu kararlarinda genis acidan bakilarak karar verilmeye calisilir.  Ancak pratikte bazi problemler ortaya cikmaktadir.  Firmanin ust duzey yoneticileri yonetim kurulu uyelerini kendi dusuncelerine yakin kisilerden sectirebilirler veya onlara (ornegin danismanlik gibi) ek gorevler vererek bagimsiz karar vermelerini onleyebilirler.   Bircok basarili firma bu tehlikeleri onlemek icin yonetim kurulu uyelerinin onemli sayida firma hisse senedi sahibi olmalarini ve sattiklarinda sebebini aciklamalarini zorunlu kiliyor.  Boylece firmanin gelecegi ile kurul uyelerinin menfaatleri arasinda dogrudan baglanti saglanarak, uyelerin verecekleri kararlarda daha dikkatli olmalari saglaniyor.  Enron orneginde, bircok yonetim kurulu uyesinin firmanin hic hisse senedine sahip olmadiklari aciklandi. 

Danismanlar  

Sunduklari hizmetlere gore baslica uc cesit danismanlik vardir: Teknik danismanlik, yonetim danismanligi ve hukuk danismanligi.  Teknik danismanlarin (muhendislik ve IT gibi) verdikleri ile aldiklari kolayca olculebilir.  Yonetim ve hukuk danismanliginda denklem karisir, bilinmeyenlerin sayisi artar, basariyi olcmek guclesir.  Dolayisiyla, hatalarina ragmen ayni danismanlik firmasi defalarca is alabilir. 1989-1994 arasinda ABD’nin en buyuk telefon firmasi AT&T degisen pazar ortamina uygun bir strateji arayisi icindeydi.  Bircok yonetim danismanlik firmasina basvuruldu.  Bes sene ve yaklasik $457 milyon dolar odendikten sonra belirgin bir basari elde edilemedi.  Sadece en buyuk uc danismanlik firmasinin bu fiyaskodan $300 milyon dolar uzerinde gelir elde ettigi ortaya cikti.  Bu konuda daha fazla bilgi arayanlara J. O’Shea ve C.Madigan’in 1997’da yazdiklari “Dangerous Company – Management Consultants and the Businesses They Save and Ruin” isimli kitabini okumalarini oneririm (ISBN: 0-14-027685-8).  Danismanlik firmalarinin isleyis tarzi da musterilerin sikayetine sebep olabiliyor.  Proje uzerine calisan danismanlik firmasi cogu kere tecrubeli bir lider ve ona bagli tecrubesiz genclerden olusan bir grubu musteriye gonderir.  Gencler genellikle taninmis bir universiteden MBA (Is Idaresinden Master) ile mezun olmuslardir, ancak inceledikleri konuda alti aylik tecrubeleri varsa musteriler sansli sayilmalidir.

Calisma sonucu basarisiz olursa bunu tamamen misavirlik firmalarina yuklemek de insafsizlik olur.  Musterinin herseyden once ne istedigini bilmesi gerekir.  Ev odevini yapmamis musteriye danismanlik firmasinin sunacagi rapor piyasa durumunun ozetinden fazla ileriye gitmez. Bazen de eski bir raporun musteri ismi degistirilerek ve basit birkac degisiklikle yeni musteriye sunuldugu da olur.  Musteri ne kadar bilgili olursa danismanlik firmasinin hizmeti de o derece degerli olur ve projenin maliyeti de duser. Kuzey Amerikada danismanlik ucreti saat basina yaklasik $100’dan baslar ve grup liderleri icin $500’in ustune cikabilir.  Cep yakan cinsden degilmi?    

Firmalar danismanlari sadece bilgi kaynagi olarak kullanmazlar.  Bazen yonetim firma icinde yapacagi buyuk degisiklikleri belirler ancak bunun butun sorumlulugunu tek basina yuklenmekten cekinir.  Bir danismanlik firmasindan konuyu incelemesi istenir ve arastirmadan cikmasi gereken sonuclar dogrudan veya dolayli yoldan danismanlik firmasina bildirilir.  Sonucta basarisiz olunursa sucu danismanlik firmasina atmak mumkundur. Ne yapalim ki is dunyasi mukemmel prensipler uzerine kurulmamis.  Yoksa hepimiz su anda Adem Baba ile cennette elma yiyor olurduk (Ah Havva Anamiz, rahatlik mi batti da bizi bu hallere dusurdun?).

Enron iflasindan alinacak cok onemli bir ders de danismanlik hizmeti ile murakiplik yani denetim (audit) hizmetinin ayni firmaya verilmemesidir.  Arthur Anderson LLP her iki hizmeti ayni anda Enron’a vermekteydi.  Murakiplik esasta bir kontrol hizmetidir.  Enron’a verilen yanlis danismanlik tavsiyeleri veya Enron’in yaptigi hatalarin Arthur Anderson murakiplari tarafindan gorulememesi veya gormemezlikten gelinmesi Enron’in iflasinda onemli rol oynadigi sanilmaktadir.  Sonucta Arthur Anderson da bu hatalarindan dolayi bircok musterisini kaybetmis ve iflasin esigine gelmistir.     

Firmanin stratejisi belli olduktan sonra uygulamaya gecilir.  Bu safhada top yonetim danismanlarinden hukuk danismanlarina yani avukatlara gecer.  ABD’de hemen her is iliskisine avukatlar karisir. 1980’lerin basinda Japonlarin daha kaliteli urun ortaya koymalarinin sebebi arastirilirken, onemli nedenlerden birinin Japonlarda muhendislerin ABD’da avukatlarin coklugu gosteriliyordu.  Sony’nin ilk baskani ve ortagi Akio Morita 1986’da yazdigi “Made in Japan” kitabinda (ISBN: 0-452-25987-8) bu konuyu guzel acikliyor (sayfa 173): “Halen ABD’de 500 binden fazla avukat var ve sayilari her sene 39 binin uzerinde artiyor.  Japonya’da ise yaklasik 17 bin avukat var ve her sene ancak 300 yeni avukat yetisiyor… ABD avukat yetistirirken biz muhendis yetistiriyoruz…”  1982’de ABD Harvard Universitesini ziyaretinde yaptigi konusmada da sunlari soylemis: “Bu kadar cok avukatiniz olunca onlar kendilerine is bulmak hatta yaratmak mecburiyetinde kalirlar. Biliyorum aranizda bircok avukat var.  Fakat bu bir gercek.  ABD’de herkes biribirini mahkemeye veriyor… Japonyada bunu yapmak zordur.  Biri mahkemeye basvurdugunda iddia ettigi miktarla orantili bir miktari mahkemeye yatirmak mecburiyetindedir ve bu para davayi kazansa dahi geri odenmez.  Ayrica davayi kaybederse butun mahkeme masraflarini da odemek mecburiyetindedir”. 

Akio Morita’nin sozlerine katilmamak mumkun degil.  Kuzey Amerikadaki avukatlar (herhalde bizimkiler icin de farkli degildir) durgun ortami hic sevmezler; kendilerine is ciksin diye ortaligi karistirmaya calisirlar.  Ornegin Enron’in iflas mahkemesinin ilk durusmasina 100’den fazla avukat katildi. Muhtemelen herbirinin saat ucreti $500’dan basliyordu.  Son yillarda piyasa kurallarin degismesi ve monopoli sisteminden rekabetci pazara gecisle iliskili olarak her eyalette binlerce yeni anlasmanin yapilmasi gerekiyordu.  Boylece adeta avukatlara “gun dogdu”.  Eminim ki piyasa degisikliklerinin baslamasinda avukatlarin onemli payi olmustur.

Finanscilar

Firmalar genellikle her projenin belirli bir bolumunu (ornegin % 60-80’ini) kredi ile finanse etmek ister.  Parayi veren dudugu caldigindan finanscilar bircok sart one surerek firma yetkililerine ter doktururler. Monopoli sisteminde, eyalet elektrik firmasinin borcu eyalet tarafindan garanti edildiginden kredi faizi rekabetci pazar halinde kucuk firmalara uygulanandan daha dusuktur.  Bu da elektrik fiyatlarina olumlu katkida bulunur.  Ayrica monopoli durumunda olan bir eyalet firmasinin ozellestirilerek satilmasi isleminde “pazarlama” yi yapacak finans firmasina %5’e kadar komisyon odenir.  Elektrik ozellestirmelerinde milyar dolarlar konusuldugunu dusunursek komisyon ucretinin buyuklugu kolayca gorulur (ornegin $5 milyarlik bir ozellestirmenin komisyonu $250 milyona kadar cikabilir).  Bu demek oluyorki rekabetci pazara gecisten faydalanacaklar listesinde finans kuruluslari da yer almaktadir.   Dolayisiyla rekabetci pazara gecis uzerine nutuklar atilirken arka planda ellerini ovusturanlarin kimlerin oldugunu iyi anlamamizin gerekli oldugunu kanisindayim.

Sonsoz

Kuresellesme surecinde alt yapimizi yabanci yatirimcilara acarken onlarin deger yargilarini iyi anlamamiz gerekir.  Bati ulkelerinde rekabetci pazarin getirebilecegi fayda toptan elektrik fiyatlarinda en fazla %15-20 azalmadir.  Ancak kurallarini dikkatli hazirlamadan ve yeterince seffaf olmayan, yolsuzluklara acik bir burokrasi ile elektrik pazarini rekabete acarsak kaybimiz cok daha buyuk olacaktir.  Kapitalizmin besigi Kaliforniyanin basina gelenleri unutmayalim.   Ekonominin her konusu gibi rekabetci pazar karmasik, belirsizliklerle dolu bir olusumdur.  Kurallari hazirlarken  oyunculari ve onlarin deger yargilarini da cok iyi bilmemiz gereklidir.  Santrallarda calisanlarin secimine kadar elektrik isine burnunu sokmus politikacilarin ve partizan burokratlarin esaretinden elektrik sektorumuzu kurtarmamiz elbetteki gereklidir.  Ancak bunun icin tek yol rekabetci pazar degildir.  Ozellikle acele ve dikkatsizce hazirlanmis bir pazar kesinlikle bir cozum olamaz.  Ne denize duselim, ne yilana sarilalim.