Hosgeldiniz

HABERLER

 BIR BABANIN HATIRA DEFTERI

(10 Nisan 2006-11 Nisan 2007)

Yonetim

Yorum

Elektrik Pazari

Haberler

Kaynaklar

Teknoloji

Ozgecmisim

Isletme ve Bakim

E-Mail

Babam 23 yasinda genc bir tegmen olarak gittigi Kars’daki hudut karakollarinda 1949’dan itibaren hatira defteri tutmaya baslamis.  Yani ben dogmadan yaklasik bir sene once. 1957 senesine kadar bu deftere yazmis.  Ben Lise iki’den universite ilk senelerine kadar az da olsa ayni deftere yazmaya devam ettim.  1982 ve 1986’da iki oglum olunca esimle birlikte onlar icin birer hatira defteri hazirladik ve cocuklar ortaokula baslayincaya kadar surekli olarak yazdik  Artik onlar hatiralarini yazabilecek durumdalar.  Bindan sonra bir baba olarak onlarin gecmiste yaptiklarini degil gelecekte nelerle karsilasabileceklerini yazmak benim icin daha onemli oldu.  Dolayisiyla gunluk hayatta karsilastigim olaylarla ilgili gozlemlerimi ve onerilerimi paylasmaya karar verdim.  Bunu simdilik bir seneligine yapacagim. Yazacagim Kanada’daki yasamimizi da yansitacagi icin Turkiye’deki genclere de faydali olur umidiyle Internette yayinliyorum.              

10 Nisan 2006:  Eski Banka Hesabi

Ogullarim son gunlerde basimdan gecen ilginc olayi yazmak istiyorum.  Sizlere de dun bahsettim, hayret etmistiniz.  3 Nisan gunu TD Trust isimli bankadan telefon ettiler, emeklilik tasarrufu icin actigim yaklasik 2 bin dolarlik vadeli hesabin gunu 15 Nisan’da doluyormus; tekrar uc senelik uzatmak isteyip-istemedigimi sordular.  Genellikle hesap-kitap konusunda titiz olmama ragmen bu hesaptan haberim yoktu.  Neyse, yetkiliye vadesini uzatmayacagimi ve hesabi her zaman kullandigim BMO bankasina transfer edecegimi soyledim.  Bugun elimde transfer formlari ile TD Trust’a gittim.  Islemleri yaparken anladimki bu hesabi Kanada’ya ilk gelisimde 1977’de acmisim.  Universite’de calismaya baslayinca benden emeklilik icin bir hesap acmamami istemisler ve maasimdan biraz kesip oraya yatirmislar.  O zamanki az Ingilizcemle ne oldugu anlamamisim galiba.  1979’de Turkiye’ye dondum.  Sonra 1981’de yine Kanada’ya geldim.  Gecen seneler icinde hesap actigim kucuk bankayi TD Trust satin almis.  Benim adresimi bulamadiklari zaman hesabin vadesini de uzatmislar.  Nihayet gecenlerde sosyal guvenlik kartimin numarasini kullanarak yaklasik 20 sene aradan sonra adresimi ve telefonumu bulmuslar.  Biriken fazla bir para degil ama Kanada’daki banka sisteminin iyi ve durust calismasina cok iyi bir ornek sanirim.

13 Nisan, 2006:  Is Aramak

Kucuk oglum, sana yaz meslek calismasi icin hala bir yer bulamadik; buna uzuluyorum. Zaten sen de imtihan donemine giriyor ve bu isle yeterince ilgilenemiyorsun.  Bildigin gibi senin adina 60 firmaya yazdim, hala olumlu cevap yok. Ilerde iyi is bulabilmen icin mesleginde yazin calisman onemli.  Ben ve sen elimizden gelenin en iyisini yapmaya calistik; bundan sonrasini sansa birakiyoruz.  Pismanlik duymamak ve kendi gelecegin icin elinden gelenin en iyisini yapacaksin, ondan sonrasini da sansa birakacaksin.  Haydi hayirlisi.  Kapatmadan once bir animi anlatayim.  Kucuklugumde Anadoluda cocuklarin ciraklik yapmasi adetti. Ben de yaklasik 7-8 yasindayken Manisada bir esnafin yaninda calismaya basladim.  Mutfak esyalari sattigi icin is yeri sahibine “Bardakci Ahmet” derlerdi.  Iyibir insandi.  Benim esas isim kahvehaneden cay-kahve tasimakti.  Ahmet Beyin toplu bir yuzugu vardi; bununla bardaklarin dibine vurur musteriye bardagin ne kadar saglam oldugunu gosterirdi.  Bardagin dibinde cam kalinliginin fazla olmasi dolayisiyla hicbir bardak kirilmazdi.  Yanilmiyorsam Cumartesi gunleri 1 TL’lik haftalik alirdim.  Hic unutmam ilk haftaligim ile kulpsuz bir tek kahve fincani ile dis macunu alip anneme hediye etmistim; onun da cok hosuna gitmisti.  Bu fincan Yildizdaki evimizde cam dolapta hala durur.  Seneler sonra ogrendimki 1TL’yi babam Bardakci Ahmet’e verirmis. Yani haftalarca gonullu calismisim.  Bos yere vakit gecirmek yerine gonullu de olsa calismak guzeldi.        

18 Nisan 2006:  Universite Sinavlari

Cocuklarim, 1981’de Kanada’ya goc etmemin baslica sebepleri ilerde olabilecek cocuklarimin (yani sizlerin) saglik ve egitim konularinda sikintiya dusmemeleri icindi. Her iki konunun da onemini zaman gosterdi.  Allaha sukur hastahane koselerinde surunmeye gerek kalmasa da simdiye kadar insanca saglik hizmetlerinden faydalandigimizi soyleyebilirim.  Ama daha onemlisi sizler arzu ettiginiz egitim hedeflerine eristiniz.  Biriniz  2005’de elektrik muhendisi oldu, digeriniz elektrik muhendisliginin ikinci sinifini bitirmek uzere. Size defalarca soyledigim gibi ne zaman TRT-Int’de universite yerlestirme sinavlarindan bahsedilse icim sizlar.  Yuzbinlerce gencin hayatinin birkac saatlik imtihanla belirlendigini dusunurum.  Ogrenci o gun hasta olsa, asiri heyecanlansa, trafikte takilip teste yetisemese, bir gece once uyuyamazsa, imtihanin ortasinda tuvalet ihtiyaci gelse ….. Bunlar sanki kendi sizin basiniza gelecek gibi uzulurum.  Bir vatandas olarak bunun duzeltilmesine katkida bulunamadigimdan da vicdan azabi cekiyorum.  Tek tesellim sizi bu iskenceden, bu adaletsiz sistemden koruyabilmis olmamdir.  Dun gece iki kardes aranizda bunu konusup durumunuza sukur etmeniz beni cok sevindirdi.

20 Nisan, 2006:  Insan Degeri

Bugun firmamiz kutuphanesinde calisan bir hanimin firmada 15nci senesini kutlamak icin toplanti yapildi.  Diger kutuphaneciler ve bir-iki yakin arkadasi oradaydi.  Kutuphaneye cok gidip geldigim icin beni de cagirdilar.  Toplam 10-15 kisi olduk.  Firma 15, 20, 25, 30 senelerini dolduranlara tesekkur mektubu ve kucuk bir hediye gonderiyor.  Arkadaslari da bir pasta ve tebrik karti almislar. Toplanti yarim saat icinde bitti.  Is yerinden birisi emekli oldugunda ve ayrildiginda genellikle yemekli bir toplanti ile ugurlaniyor.  Bu gerceklesmezse oldukca buyuk bir parti verilir, birkac guzel konusma yapilir, hediyeler sunulur ve ayrilan kisi gelenlere tesekkur ederek toplanti biter.   Insana deger vermenin guzel bir ornegi.  “Bizler sicak kanliyiz, insan iliskilerimiz cok guzeldir” der, dururuz.  Insana deger vermedikten sonra bunlar neye yarar.  Universitedeki gorevimden 1981’de ayrilip Kanada’ya gelirken de bir-iki meslektasla vedalasip ayrildim.  Hepsi o kadar.  Simdi dusunuyorum da benden buyuklerin hepsi yurt disinda bulunmus insanlardi.  Bu gorduklerini niye Turkiyede uygulamak hatirlarina hic gelmedi.  Sinirdan iceriye girilince kafamizdaki “batilasma” programini silip eskiye donuyoruz anlasilan. 

23 Nisan 2006:  Oluler ve Diriler

Dun Mete ile yeni bir yatak almaya giderken sehir icindeki mezarligin yanindan gectik.  Mezarlik dumduzdu ve dusey yerlestirilmis hicbir mezar tasi yoktu.  Sadece her mezarin basinda cicek koymak icin bir vazo ve kucuk bir metal plaket bulunuyordu.  Vazolarin buyuk cogunlugu ciceklerle doluydu.  Bircogu yapma cicekti.  Mezarligin temizligi ve guzelligine hayran kaldik.  Medeniyetin bircok ozelliginden belki de en onemlisi insanin olusune de, dirisine de kiymet verilmis olmasi. Bunda toplumsal bilincin gelismis olmasi cok onemli.  Ogullarim, hatirlarsiniz kucuklugunuzde (1990’larin basinda) sizinle iki defa Canakkale sehitliklerine gitmistik.  Aradan 80 sene gecmis olmasina ragmen gayet bakimli Anzak, Ingiliz ve Fransiz mezarliklarini gorduk.  O zamanlar bizim sehitlerimiz icin dogru durust hicbir mezarlik yoktu.  Ancak son zamanlarda devletimiz Geliboluya buyuk onem vermeye basladi ve sehit ve gazilerimiz icin guzel anit mezarliklar yapildi.  Fakat bugun Turkiyede herhangibir sehir mezarligina gitseniz bakimsizliktan uzuntu duyacaginiza eminim.  Bozulan mezarlar, kirilan taslar ve yabani otlar cogu kere goreceginiz aci manzaralar.  Bir de bunlara hemen yaninizda beliren para ile dua okumak isteyen veya mezara dokmek icin su satmaya calisan cocuklar belirir.  Bunlarin cogu bir sebeke halinde calisirlar.  Bazen arabaniz icin koruma parasi bile isterler; vermezseniz “arabanizi cizerler, abi” diye tehdit ederler.  Sevdiginiz bir insani anmak icin gittiginiz mezarligin bu yuz kizartici ortamindan hemen kacmak istersiniz.  Bu durum toplumumuz ve inancimiz adina utanc vericidir.  Kalkinmis bir toplum olmanin onemli ozelligi olan insanin olusune de dirisine de deger vermek bizim ulkemizde neredeyse yok oldu.   

28 Nisan 2006:  Is Yeri Sagligi

Ogullarim,  bugun Kanada’da is kazasinda olenleri anma gunuydu.  28 Nisan1999’da Isyerinde Saglik ve Guvenlik Kanunun (Health & Safety Act) yururluge girmis.  Ogunden beri her sene anma toplantilari yapiliyor.  Bizim firmada her calisanin senede en az bes defa (her biri bir veya iki saatlik) saglik ve guvenlik kursu almak mecburiyeti var.  Konunun hem ekonomik, hem insancil boyutu bulunuyor.  Is yeri kazalarinin Kanada ekonomisine zarari 80 milyar dolarmis.  Calisanin isyerinden uzak kalmasi, kaza arastirmasi, mahkemesi ve tedavi masraflari toplaninca sonuc boyle buyuk bir miktara ulasiyor.  Ayrica kazadan firmanin ust yoneticilerinin mahkemeye verilmesi veya ikramiyelerinin azaltilmasi dolayisiyla bu konuya butun buyuk firmalar cok onem veriyor.  Insancil yonu ise asikar.  Her calisanin evine saglikli donebilmesi baslica hakki.  Her sene yapildigi gibi bu sabah 9-10 arasi egitim seminerine katildik.  Saat 10:45’de bahcede firmanin ve calisanlarin sendika temsilcileri birer konusma yapti ve Kanada bayragi yariya indirildi.  Guzel ve anlamli bir torendi.  Faydasi olur diye birkac sayisal bilgiyi sizinle paylasmak istiyorum:  Firmamiz 100 senelik gecmisinde yaklasik 25,000 MW’lik hidrolik, komur ve nukleer santral kurmus.  Simdiye kadar 490 isci, buyuk cogunlugu hidrolik santrallarin ve tunellerin insaasinda hayatini kaybetmis. Surekli egitimin sonucu son senelerde is kazalarinda buyuk azalmalar olmus. Yine de son iki senede butun Ontario eyaletinde (10 milyon nufuslu) 100 isci hayatini kaybetmis.  Bunlarin 1/3’u 25 yasindan kucuk.  Firmamizdaki kazalarin baslica sebepleri trafik kazalari, yuksekten dusmek, uzerine bir agir esyanin dusmesi ve elektrige carpilmak.  Ogullarim, her ikiniz de hala cok gencsiniz, araba kullaniyorsunuz ve mesleginiz icabi elektrikli aygitlarla temas halindesiniz.  Dolayisiyla sizler cok riskli bir devreden geciyorsunuz.  Lutfen kendiniz ve sevdikleriniz icin dikkat edin.            

7 Mayis 2006:  Kocatepeye Yuruyus

Ogullarim, bildiginiz gibi hayirlisiyla 2-16 Haziran tarihleri arasinda tatil icin Turkiye’ye gidiyorum.   Ilk defa sizlerden biri yanimda olmadan tatile gidecegim.  Turkiyede Istiklal savasinin kahramanlarini anmak icin iki arkadasimla birlikte 9 veya 10 Haziran tarihinde Afyon Kocatepeden Cigiltepeye kadar yuruyecegiz.  Mesafe 30 km’ye yakin.  Ileri yasimiza ragmen bunu bir gunde basaracagimizi dusunuyoruz.  Size daha once bircok defa anlattigim gibi Cigiltepenin tarihimizde ozel bir yeri var.  27 Agustos 1922 tarihinde bu tepeyi almakla gorevli Albay Resat Bey soz verdigi saatte burayi alamadigi icin intihar etti.  Yurusumuzu bu onurlu askerin anitinda bitirecegiz.  Uzun mesafeye hazirlanmak icin dun gece saat 7 civarinda evden ayrildim, yaklasik iki bucuk saat sonra ve 14 km yuruyerek geri geldim.  Biraz yoruldum, ancak kendime guvenim geldi.  Yolda bir koprunun uzerinden geciyordum.  Koprunun korkuluklarina asili bir cok yapma ve dogal cicek buketleri gordum.  Sanirim bir zaman once birisi kopruden atlayarak intihar etmis.  Insanin umitsizlik icinde hayatina son vermek istemesi cok uzucu.  Ancak olum sebebi ne olursa olsun insanlarin boyle guzel sekilde anilmasi onurlu ve insanca bir davranis.

12 Mayis 2006:  Gecmisi Kayit Etmek

Cocuklarim, sizlerin cocukluk anilarinizi dogumlarinizdan itibaren film ve videoya cekmistim.  Son senelerde Turkiyeye yaptigimiz ziyaretlerde karsilastigimiz akrabalarimizi ve gezdigimiz tarihi yerleri de kayit etmistik.  Ancak teknoloji simdi DVD’ye dondu.  Yarin neye donusecegi belirsiz.  Bu gelismeye uygun olarak kayitlarin da yeni teknolojilere donusturulmesi gerekiyor.  Gecen hafta Onur’la birlikte analog video’dan DVD’ye gecis yapabilecek bir aygit aldik ve butun videolari DVD’ye gecirdik. DVD kalitesinin yuksekligine hayran kaldim.  Ilerde her ikiniz icin de bunlari tekrar kopyalayip birer DVD takimi hazirlayacagim.  Cocuklariniz ve torunlarinizla seyredip hosca vakit gecirirsiniz. Beni ve annenizi yakindan tanima imkanlari olmasa bile goruntulerle tanimis olurlar.  Dun bu DVD’lerden bazilarini size gosterdim.  Cok hosunuza gitti.  Ancak ozellikle bir tanesini cok anlamli buldunuz.  1991 yazinda her ikiniz de annenizle Turkiye’ye tatile gitmistiniz.  Ben de bos kalan zamanimda sizlerin hayatta basarili olmaniz icin neler yapmaniz gerektigi konusundaki dusuncelerimi bir yazi tahtasinin onunde videoya kayit etmistim.  Yaklasik iki saatlik kayittaki bircok dusuncem hala gecerli. Benim hayattaki birinci amacim sizlere iyi bir gelecek icin calismakti.  Ben yasadigim muddetce buna devam edecegim.  Insallah sizler de en az benim kadar torunlarim icin caba gosterirsiniz.  Kisilikleriniz de boyle yapacaginizi gosteriyor. 

17 Mayis 2006:  Sinav Heyecani

Bugun buyuk oglum isletmecilik tahsili yapabilmek icin GMAT testine girdi..  Istedigi universitede egitim alabilmek icin gerekli puani tutturdugu icin sevincliyiz.  Yaklasik uc ay once girdigi ilk sinavda basarisiz olmustu.  Bugunku testin basinda da cok heyecanlanmis.  “Yaklasik 10 dakika dusunemez oldum, dondum kaldim” dedi.  Ben de ona Turkiyedeki kardeslerinin universiteye girmek icin cektikleri sikinti ve heyecani hatirlattim.  Haline sukur etti.   

19 Mayis 2006:  Yeni Arabamiz

1986 modeli bir Honda Civic arabam vardi.  1988’de ikinci elden almistim. 18 sene kullandik.  Motorda hic problem olmadi, ancak pastan her tarafi dokulmeye baslamisti.  Dokulen parcalari dolayisiyla yikatmaya bile goturemez olmustum.  Buyuk oglum da israr edince bugun onu hurdaya attik ve yerine 2005 model yine Honda Civic aldik.  Bunu daha ziyade buyuk oglum kullanacak.  Kazasiz kullanmasini dilerim.

21 Mayis, 2006:  Yine Mezarlik

10 Haziranda Turkiyede yapacagimiz Kocatepe yurusumuze hazirlanmak icin bugun tekrar antreman yuruyusune ciktim.  Dinlenme molasini saymazsak 6.5 saatte 32 km yurumusum.  Biraz yorucu oldu ama degdi.  Yolda daha once bahsettigim mezarligin yanindan geciyordum.  Meger katolik mezarligiymis.  Mezzarligin arka tarafinda mermerden mezarlar bulunuyordu.  On taraftakiler ise sadece birer celik levha ile belirlenmis.  Her levhanin uzerinde cicek koymak icin bir delik mevcuttu.  Gecerken baktim bir mezarin basindaki cicek saksisi yana yatmis.  Mezarliga girip saksiyi duzelttim, yere dusen ipiyle tekrar bagladim.  Sevap kazanip cennete gitmek icin degil, insan olmayi hissettigim icin yaptim ve mutluluk duydum.  Karsilik beklemeden iyilik yapmak guzel bir duygu.

24 Mayis, 2006:  Kanada’nin Yerlileri

Insa etmeyi dusundugumuz bir hidrolik santralin yerini gormek icin eyaletin kuzeyine gittik.  Santrali bolgedeki yerlilerle birlikte kuracagiz.   Kanadadaki yerli gruplara “Ilk Halklar” anlamina gelen Ingilizce “First Nations” deniyor.  Genellikle orta asya halklari gibi cekik gozlu ve irice insanlar.  Senelerce beyazlar tarafindan somurulmus, sarhos edilmis, hiristiyan yapmak ugruna cocuklari ellerinden alinmis insanlar.  Son senelerde federal ve eyalet hukumetleri yerli halkin kalkinmasi icin buyuk caba sarfediyor.  Nufuslarinin az kismi “reserve” denilen belirli bolgelerde, digerleri sehirde yasiyor.  Yuksek tahsil gormus bir cok uyeleri var.  Toplantilara katilanlar genellikle bilgili is adamlari. Gezimiz esnasinda bize 54 yasinda bir yerli rehberlik etti.  Cok guzel manzarali selale ve ormanlik bolgelerden gectik.  Yaklasik 5 saatlik bir gezi ile nehir yataklarini inceledik. Onemli bir problemimiz sivrisinekler ve “siyah sinek” denen kucuk fakat adeta bulut halinde ustumuze sineklerle mucadelimiz oldu.  Ustune yogun caliliklar eklenince sismeyen ve cizilmeyen yerimiz neredeyse kalmadi.  Yinede gezimizden bekledigimiz sonucu aldigimizi soyleyebilirim.           

25 Haziran:  Tatilden Donus ve Dr. Leutheusser

Yazmayali neredeyse bir ay olmus.  Haziranin ilk iki haftasinda Turkiyede yaptigim iki haftalik tatil cok guzel gecti.   Dort arkadasimla birlikte Suhuttan Kocatepeye yuruyusumuz sahaneydi.  Rahmetli ilkokul ogretmenimin degerli ailesini ziyaret edip yaptigim heykeli hediye ettim.  Cok ozel bir gundu.  Bu konuyu ilerde detayli sekilde yazacagim.  Bugun ogullarimla birlikte tam iki sene once vefat eden Prof. Leutheusserin mezarini ziyarete gittik.  Olumunden sonra vucudu yakilip kulleri mezarlik icinde ozel bir agaclik icine dokulmus ve ismine bir tas dikilmis.  Biz de aldigimiz karanfilleri agaclar arasina serptik.   Mezarlik mukemmel derecede temiz ve duzenliydi.  Mezarlik icindeki kucuk asphalt yollarda anne ve babalar cocuklarini gezdiriyordu.  Mezarlikta yuruyuse cikmak! Ne medeni bir sistem.  Bizim neyimiz eksik ki bunlari ulkemizde yapamiyoruz.

26 Temmuz:  Is Yerinde Kayirma

Bugun is yerimizde yakindan sahit oldugum bir  olayi yazmak istiyorum.  Konu halen calistigim firmada gectigi icin detaylara girmeyecegim.  Yakindan tanidigim birinin uzerinde calistigi projelerden biri yeni gelen ve konu hakkinda hicbir teknik bilgisi olmayan birine is yaratmak icin verildi.  Turkiyede bunun alasi oluyor.  Particilik, tarikatcilik, akrabalik, tanidiklik is bulma icin esas yollar.  Kanada’da particilik ve tarikatcilik is bulmada fazla gecerli degil.  Digerleri hala mumkun.  Itiraf edeyimki ben bile bugune kadar calistigim her iki isi de universitede birlikte calistigim professor sayesinde buldum.  Ama her ikisinde de normal yollardan muracaatlarimi yaprim, gerekli is mulakatlarindan gecip ise alindim.  Sanirim buna karar verenler de hic pisman olmadilar.  Insani uzen, kizdiran moralini bozan mesele layik olmayan insanlarin onemli yerlere atanmasi, yani gulunc derecede adaletsiz karar verilmesi.  Zaten toplum icindeki rahatsizliklarin temelinde hep adaletsizlik yokmu?   Diyebilirimki benim son yillarda birlikte calismaktan buyuk zevk duydugum bir yonetici firma icinde huysuzlugu ile nam salmisti.  Ancak onun baskalarinca az bilinen onemli bir ozelligi vardi:  Adaletliydi, dogru bildigini soyler ve yapardi.  Turkcede son yillarda kullanilan tabiriyle “tribunlere oynamazdi”.  Benim calistigimki gibi devlete bagli firmalar boyle insanlara pek yer olmuyor.  Nitekim 2004’de yaklasik 25 senelik hizmetten sonra firmadan ayrilmak zorunda birakildi; fakat kisa zamanda onemli bir elektrik dagitim firmasinin basina gecti.  Cocuklarim, benim size tavsiyem, kararlarinizda adaletli olmanizdir.  Adeletsizlik yapanlarin gorunurde basarili olduklarini gorup moraliniz bozulmasin.  Onemli olan sizin kendinize karsi soumlulugunuzu yerine getirmis olmanizdir.  Hepimizin ihtiyaci olan bir lokma ekmek ile altinda barinacagimiz bir cati.  Siz helal bir lokmanin guzel tadini hissederek mutlu olun.   

27 Temmuz:  Kendini kontrol edebilmek

Benim canim sikildigi zaman hemen yuzumden belli olur ve dusuncelerimi de genellikle cekinmeden soylerim.  Bugun yine boyle bir durum ortaya cikti.  Firmanin ust kademelerinden birisi calistigim bir proje ile onemli bir degisiklik yapmis.  Ustum olan kisi gelip bunu bana haber verdi ve degisikligi yapan baskan yardimcisinin da benimle konusmak istedigini soyledi.  Ayrica “Aman karsisina ciktiginda hislerini belli etme” dedi.  Gerisini yazmaya gerek yok.  Alinacak dersten bahsedeyim:  Okullarda meslek bilgisi veriliyor ancak en az onun kadar onemli olan insan iliskileri ve iletisim konusu yeterince ogretilmiyor.  Bu konuda unutmamaniz gereken is yerinde (ve ozel hayatinizda) hislerinizi kontrol etmeniz ve sizleri kotu duruma dusurecek davranislarda bulunmamamizdir.  Kullanacaginiz kelime ve sozleri iyi secerek dusuncenizi size zarar vermeyecek sekil ifade etmeniz her zaman mumkundur.   Ben senelerce once soyledigim (ve hakliligina hala inandigim) bir cumlenin olumsuz sonucuna uzun yillar katlanmak zorunda kaldim.   Elbette iyi kelime secmek de kelime haznenizin genisligine baglidir.  Dolayisiyla cok okuyup muzakerelere katilmanizin faydasinini burada yeri gelmisken tekrar belirteyim.   

28 Temmuz:  Onur’a is teklifi

Kucuk oglum icin Mayis-Agustos aylari arasinda yaz staji bulmak icin cok calistik; 100’den fazla muracaatimizdan netice alamadik.  Bunun yerine oglum kendi basina robotik konusunda arastirma yapti ve uzaktan kumandali ve programlanabilen bir arac gelistirmek icin calisti.  Bunda da tam istedigi neticeyi alamadi, fakat en azindan cok calisip, cok ogrendi.  Moralini bozmadan azimle calismasi beni cok sevindirdi.  Ben de destek olmaya calistim.  Temmuz’un ilk gunlerinde kucuk oglum is muracaatlarini yaparken, kazayla bir senelik (Eylul 2006-Eylul 2007) staj icin de istekte bulunmus.  Buna Ingilizcede “Intership” diyorlar.   Bu bir seneligine gecici olarak okuldan ayrilmak demek.   Kanada’da universiteler genclerin mezun olmadan once uzun sureli is tecrubesi kazanmasi icin bunu destekliyorlar.  Ayrica gencler bir miktar para kazaniyorlar ve okul masraflarini karsiliyorlar. Neyse, kucuk oglum mulakata cagrildi ve sonucta is teklifi aldi.  7 Eylulde baslayacak.  Benim icin buyuk surpriz oldu.  Bir sene okuldan uzak kalacagi icin once tereddut ettim ancak is tecrubesi kazanacagi ve bunun mezun olduktan sonra is bulmasinda faydali olacagini dusundugumden kabul ettim.  Komur ve dogal gaz alimlari ile ilgilenen bir bolumde programci olarak calisacakmis.  Yaninda calisacagi yoneticinin ismini duymustum ama hic tanisma imkanim olmadi.  Caliskan ve disiplinli birisi oldugunu ogrendim.   Hayirlisi olsun.            

3 Agustos: Okunakli yazi yazabilmek

Canim kucuk oglum, is dunyasinda haberlesmeyi sozle, yazarak ve sessiz (vucut hareketlerimizle) sagliyoruz.  Sozlu ve sessiz haberlesmede onemli bir problemin yok.  Bnlari daha gelistirmek icin gece kursuna (haftalikToast Master toplantisi) gidiyorsun.  Ancak el yazin konusunda daha fazla dikkatli olman gerekli.  Ornegin “6” rakkamini digerlerine gore kucuk yaziyorsun, neredeyse “0” gibi gorunuyor.  Seni bu konuda cok uyardim. Cocukken birlikte calistik, ama anlasilan henuz yeterince basarili olamadik.  Senin gibi hayati sayilarla gececek bir muhendis icin “6” ile”0”’i benzer sekilde yazmak buyuk yanlisliklara sebep olabilir.  Dusun ki bir santralin maliyetini 260 milyon yerine 200 milyon okunacak sekilde not etmissin.  Bu hata hayatinin kaymasi demektir.  Bu sozlerim kulagina kupe olur insallah (yok, yok, garip erkekler gibi kupe tak demiyorum, sadece lafin gelisi).  

27 Agustos:  Sehit Albay Atilla Altikanati Andik

Buyuk oglum 26 Agustos 1982’de dogdu.  Saglikli bir oglumuzun dogumuyla dunyalar bizim oldu.  Tepesinde biraz sari saci ve gozleri sismis haliyle bu minik yavru bir mucize gibi annesinin yaninda yatiyordu.  Anne ile bebegi hastahanede birakip aksam eve dondum.  Sabahi zor ettim.  Hemen hastahaneye kosarak oglumun fotograflarini cekmeye basladim.  Biraz sonra radyodan ermeni teroristlerin Ottawadaki konsoloslugumuzda gorev yapan askeri atesemiz hava Albayi Atilla Altikat evinden isine giderken arabasinda vurarak sehit ettigini ogrendim. Birgun once benim olan dunya basima yikildi.  Katiller yakalanamadi.  Her sene cinayetin islendigi yerde anma toplantisi duzenleniyor.  Bu seneki toplanti hafta sonuna rastladigi icin iki oglumla birlikte gittik.  Toronto-Ottawa arasi 450 km.  Yaklasik dort saatte 450 kmlik Toronto-Ottawa yolculugunu tamamladik. Vardigimizda bir-iki Turk kardesimiz pankartlari asiyorlardi.  Hemen yardima kostuk ve hazirliklari bitirdik.En cok  Montrealden gelen oldu.  Oradaki caminin imami cemaatini ve ailelerini toplayip getirmis.  Iste bizim boyle milliyetci din adamlarina ihtiyacimiz var.  Yoksa araptan cok arapci, tarih deyince sadece peygamberin seferlerini hatirlayan imamlara degil.   Neyse guzel toplanti oldu.  Albay Attila Altikanati taniyan Kanadali emekli bir amiral de kisa bir konusma yapti.  Buyukelcinin orada bulunmamasina ve onu temsilen hic kimsenin konusma yapmamasina sasirdim ve uzuldum.  Cocuklarim toplantiya katildiklarindan dolayi cok mutlu oldular, ben de onlarla tekrar gurur duydum. Attila Albay gibi bircok degerli vatandasimizi sehit edenlerin bir kismi cezasiz kaldilar.  Ustelik ermeniler bu cinayetleri ile davalarinin propogandasini yapip bati kamuoyunu kendi taraflarina cekmeye calistilar.  Biz banka yolsuzluklari, PKK hainleri ve basortusu ile ugrasirken uc kurusluk ermeni lobileri amaclari dogrultusunda basarili oluyorlar.             

4 Eylul:  Mutfakta fayans dosendi.

Iki gundur mutfakta yerlere seramik dosuyoruz.  Bir takim duzeni icinde calisiyoruz.  Ben ve kucuk oglum cimentoyu dokup fayanslari koyarken buyuk oglum tokmakla vurup yerlestiriyor; hanim da bitten fayanslari temizliyor.  Artik yaslanmaya basladigimi hissediyorum.  Sicak dolayisiyla mutfagin penceresini acmistik, galiba bobreklerimi usuttum. Bugun oglen buyuk oglum calistigi firmanin muhendisler birligini temsil etmek uzere Isci Bayramina katildi ve sendikasinin bayragini tasimis.  Kanada’dai Isci bayrami Eylulun ilk haftasinda kutlaniyor.    

6 Eylul: Buyuk oglum MBA’ye basladi;

Buyuk oglum Isletmecilik uzerine yuksek egitim almak icin geceleri Master of Business Administration’a basladi.  McMaster Universitesine gidiyor.  Bunda benim zorlamam olmadi.  Ben ayni egitimi almak icin 40 yasimda tekrar universiteye baslamistim.  Onun bu genc yasta isletmecilik egitimini almasi, ozellikle finans konularini ogrenmesi hem mesleginde hem de ozel hayatinda cok faydali olacak.

7 Eylul: Kucuk oglum ayagini incitti

Kucuk oglum ise basladi. Fakat dun arkadaslari ile top oynarken sol ayaginin yanini itfaiye musluguna vurmus (sonradan esas sebebin futbol oynarken carpismadan oldugunu itiraf etti).  Topallayarak ise gitti.   

10 Eylul:  Papanin gafi

Papa bir katolik Alman universitesinde seminer verirken 1000 yillarinda yasamis bir Bizans imparatoruna itafen “Muhammedin hic yeni bir sey getirmedigini bunun yerine kilicla (zorla) Islami yaymaya calistigini soyledi. Islam dunyasi ayaga kalkti. Ozur dilemesi isteniyor.  Butun dinlerin insanligin baris icinde yasamasi icin getirdigi faydalar var.  Aksine olarak karaklik ve olumsuz taraflari da bulunuyor.  Uluslar arasi barisa en cok ihtiyacimiz oldugu bugunlerde Papa gibi onemli bir din makamini isgal eden kisinin boyle soylemesi kabul edilir degil. Ancak bu yeni papa yaklasik bir sene once secildigi gun verdigi ilk beyanatta dinle hic ilgisi olmayan sekilde Turkiyenin Avrupada yeri olmadigini soyledi. Butun ronesans hareketlerine ve Fransiz ihtilaline ragmen hiristiyan dunyasinda hala dinle siyasetin karistirildina bir ornek.  Islam dunyasinda bu thelike cok daha buyuk boyutlarda devam ediyor.     

18 Eylul: Kucuk oglumun ayagi kirildi

Kucuk oglum 16 Eylul oglenden sonra tuvaletteki lambayi degistirirdikten sonra sandalyeden inerken incinmis ayaginin ustune basinca ayaginda bir kirilma sesi hissediyor ve yere dusuyor.  Hemen doktora goturduk; onemli olmadigini soyledi.    Fakat bir klinikte 17 Eylulde (Pazar) cekilen rontgende arkadaki ince kemigin kirildigi goruldu.  Hastahanede acil serviste baktilar ve alciya almanin gereksiz oldugunu soylediler.  Koltuk degnegi ile 6 hafta ise gidecek.      

18 Eylul:  Politikacinin Yaratilisi

Kanada’daki federal secimlerden yenik cikan liberal partinin basi istifa ettigi icin yerine gececek yeni baskan 2 Aralikta secilecek.  Adaylar ortaya cikmaya basladi.  Ignatief isimli ve 30 senedir ABD’de calisian bir ademisyen birden Kanadali oldugunu hatirlayip bosalan Liberal parti baskanligina aday oldu.  Medya onun daha once ABD’nin Irak savasini ve isgalini destekledigini acikladi.    Simdi de Bush’un hatalar yaptigini soyluyor ama kendi hatasini kabul etmiyor.  Irak konusundaki sualleri cevaplandirmak yerine surekli Kurdistanin bagimsizliginin gerektigini soyluyor.  2003’de Kanada basbakani olan Liberal Cretien savasa karsi oldugu icin asker gondermemisti.  Birdenbire birisinin ABD’den gelip parti baskanligina oynamasi ve taninmadan buyuk destek bulmasi cok hayret verici.

10 Ekim: Kalp Krizi

Ogullarim, bu sabah ogrendik ki is yerimizden bir arkadasimiz uc gun once (Cuma aksami) kalp krizi gecirmis ve acil servise yatirilmis.  Cuma sabahi ise gelmisti.  Bir arkadasimiza sag kolunda uyusma oldugunu soylemis.  Diger arkadas doktora gidip muayene olmasini onermis.  Eve donusunde aynisini esi de soyleyince hastahanenin acil servisine muracat etmis.  Enzim testi sonunda kucuk bir kalp krizi gecirdigini soylemisler ve hemen agir bakim kismina yatirmislar.  Arkadasin yasi 50 civarinda ve .  biraz kilolu.  Neseli bir kisiligi var.  Bundan hepimize ders almaliyiz.  Benim kilom fazla sayilmaz.  Ancak sizin sagliginiza dikkat etmeniz gerekir.  Sizler bilgisayar gencligisiniz.  Cocuklugunuzdan beri zamaninizin buyuk kismini ekran onunde geciriyorsunuz.  Ozellikle sen kucuk oglum yeterince spor yapmiyorsun; bu hafif gobekli olmandan da belli.  Bu kilolari simdi vermezseniz ilerde vermeniz cok daha zor olacak.  Ben sizin yasinizdayken (yine basliyorum degilmi; ne yapayim baska kimi ornek vereyim?) aynadan kaburga kemiklerimi sayabiliyordum. Cocukluk yillarinda da gazette kagidindan yaptigimiz bir top pesinde saatlerce kosardik.  Dolayisiyla kemiklerimiz biraz sertlesti, sayilir.  Biliyorsun kucuk bey Eylul basinda bir top oynamaya kalktin, bacagini incittin, bir hafta sonra da kirdin.  Yani sizin spora, ve yiyip ictiklerinize daha fazla dikkat etmeniz lazim.  Yoksa torunlarinizi gormeniz zor olur.  Benden soylemesi.      

13 Ekim:  Sosyal Imkanlarin Onemi

Kucuk oglum dun aksam universitede sakat ayaginin uzerine dusmussun.  Yerde dusmene sebep olacak bir durum yokmus.  Kaslarinda kisa bir anlik zayiflik olabilir.  Eve donunce annen  hemen seni tekrar hastanenin acil servisine goturdu.  Yaklasik iki saat sonra dondunuz.  Rontgen filmleri cekilmis.  Kirik yerinin duzelmeye basladigi goruluyor ancak hicbir zaman eski haline donmeyecekmis.  Bundan sonra buna daha fazla dikkat etmen gerekecek.  Yeri gelmisken biraz eskiye doneyim.  Sizler dogmadan once Kanada’ya gocmemin baslica iki sebebi vardi. Sizin sagliginiz ve egitiminiz.    “Ilerde cocuklarim olursa onlarin Turkiyedeki bozuk egitim ve saglik sistemleri icinde iskence cekmemeliler” dusuncesi ile buralara geldim.  Yoksa elin yabancisina ozenmek ve hizmet etmek benim karekterime uygun degil.  Verdigim kararin dogrulugunu sizzler de kabul ediyorsunuz.  Kanadadaki universite egitimine benzer egitimi Turkiyede alamazdiniz; hatta istediginiz universiteye girmeniz bile cok zor olurdu.  Memur maasimla sizi ozel okullara da gonderemezdim.  Saglik konusunda da devlet hastahanelerinde ve isi ticarete dokmus doktorlarin elinde resil olurduk.  Allah konusun, daha buyuk saglik problemlerimizin cikmasi halinde aradaki fark daha da belirginlesecek. Kalbimiz hep anavatanda olacak ancak Kanadanin sundugu imkanlara da sukur edelim. 

24 Ekim: Kardeslik

Gunduz calisyoruz, gece birlikteyiz.  Hedefimiz hem is hem de aile hayatimizda mutlu olmak.  Bunu icin insan iliskilerine buyuk onem vermeniz ve surekli olarak kendinizi gelistirmeniz gerekli.  Bir noktayi hic unutmayin:  Ben ve anneniz normal sartlarda sizden evvel bu dunyadan ayrilacagiz.  Bizlerin yoklugunda geriye siz iki kardes kalacaksiniz.  Evleneceginiz esleriniz dahil (en azindan evliliginizin ilk 10-15 senesinde) elin yabancisi sizlere kardesiniz kadar yakin olamaz.  Her ikinize de soyluyorum: Biriniz digerinin yardima ihtiyaci oldugunu hissettigi zaman (onun istemesini beklemeden) butun imkanlarinla ve icinde bulundugun sartlara bakmaksizin kardesinin yardimina kosmali. Bazen esiniz ve cocuklariniz bu yardima karsi cikabilirler. Siz onlari dinlemeyeceksiniz ve gerekeni yapacaksiniz.  Aksi halde ben size yeterince kardes sevgisini ve aile bagini ogretemedim ve babaligimi yapmadim demektir.  Iste o andan itibaren beni de anmanin gerekmez.  Bugun aranizda kucuk de olsa munakasa ettiniz ve ben buna cok uzuldugum icin yazdim.   

2 Kasim:  Itici Guc 

Bugun kucuk oglumla sohbet ederek is yerimize yuruyorduk   Konu hayatta basarili olmanin ozelliklerine geldi.  Neden is sahibi olarak basarili gozuken bazi insanlarin cocuklarinin hayattan koptuklarini konustuk.  Her ikimiz de su ortak kanaata vardik:  Ozel hayatta ve iste basari insanda uc ozelligi gerektiriyor:

(a) Zeka: Dogustan kazanilan bir ozellik.  Cok ozel haller haricinde insanlar hemen hemen ayni zeka seviyesinde yaratildiklari icin bunun onemi sanildigindan daha az.

(b) Yasama (hayatta kalma) hirsi:  Bunun yarisi dogustan kazanilan ozellik. Yasam icin mucadele; yemek ve barinacak bir yer bulma mucadelesi. Diger yarisi da cevreden ogreniliyor.  Ornegin Anadoluda tarima elverisli olmayan bazi bolgelerde egitim orani yuksektir.   Depreme en dayanikli bina teknolojisi neredeyse hergun sallanan Japonyada gelistirilmistir.  Sulama ve tarim teknolojilerinde, topragin buyuk kismi deniz seviyesinden dusuk Hollanda onde gelmektedir.  Yasam mucadelesi insanlari yeni buluslara zorluyor. 

(c) Sorumluluk hissi (ailesine ve topluma karsi):  Bu onemli olcude sevgi ile alakali.  Insani sevmeyen kisi bencil olur ve ailesi dahil baskalarina karsi sorumluluk hissi tasimaz.   Bu ozelligin de yarisi dogustan kazaniliyor, diger yarisi da toplum tarafindan ogretiliyor ki buna da “toplum kulturu” diyoruz.

Bunlardan ilk ikisi genclik caglari icin cok onemli.  Yetiskinlikte ucuncu ozelligin onemi belirginlesiyor.  Ornegin, meslek hayatinda basarili olmus bir cok insanin ailelerine ve ozellikle cocuklarina karsi sorumluluklarinin ve sevgilerinin eksikligi neticesinde cocuklarinin basarisiz olduklarini gozluyoruz.   Ayrica yakinlarina bile sorumluluklarini yerime getiremeyen bu insanlar topluma katkida bulunmaktan ziyade bencillikleri dolayisiyla toplumu yolmaya calisiyorlar. 

10 Kasim:  Turkun yeniden onurunu kaybetmeye basladigi gun

Orta Asyadan cikip Anadoluya gelen atalarimizin 1071 Malazgirt zaferinden beri bu topraklarda verdikleri mucadelede bircok tarihi gun oldu. Osmanli Imparatorlugu yaklasik 600 sene yasadi.  Ancak uzun sayilacak bu omrunu teknolojik gelismelerle guclenmesine degil buyuk oranda hukumranligi altindaki uluslari haraca baglamaya borcluydu.  Balkanlardaki hiristiyan ailelerin elinden saglikli cocuklarini toplayip muslumanlastirdi, buyuttu ve Yeniceri yapip tekrar dogdugu topraklara karsi savasa gonderdi.  Bu acimasizliginin yol actigi dusmanlik hala devam ediyor ve asirlarca da  surecek.  Avrupaya alinmayisimizda bunlarin da buyuk etkisi var.   Osmanli  Imparatorlari ordunun temelini Turkler yerine yabanci asilli parali Yeniceri askerleri uzerine kurmuslardi.  Haremlerini yabanci kadinlarla doldurarak asillarina inancsizliklarini gosterdiler.  Osmanli topraklarinda soyu en karismis insanlarin Osmanli Imparatorlari oldugunu soylemek yanlis olmaz.  Imparatorluk ekonomisi Rum, Yahudi ve Ermeni elinde kalmis, kulturumuzu (muzik, edebiyat, sanat) Irana baglamisiz, dini ve yaziyi da Araplardan almisiz.  Turklere de rencperlik, askerlik ve hammallik kalmis.    

Son 700 sene icinde tarih Turklere bir defa gulmus ve Mustafa Kemal isimli bir dahiyi ortaya cikarmis.  Dunya tarihinde esine az rastlanir basarilar kazandiktan ve Turkiye Cumhuriyetini yarattiktan sonra 57 yasinda 10 Kasim 1938’de aramizdan ayrilmis.  Sonra biz Turkler basimiza tekrar padisah kafali Menderes, Demirel, Ozal, Erdogan gibi liderleri sectik.  Adeta Ataturkten onceki cokus devremizi kaldigimiz yerden yasamaya devam ediyoruz.  Anlasilan karekterini ve onurunu yitirmis dinsel agirlikli, cag disi bir toplum olarak yasamaya veya surunmeye devam edecegiz.          

29 Kasim: Annenizin araba kazasi

Bu aksam isten donerken annenizin arabasina birisi carpmis.  Bana hemen telefon etti ve yapacaklarini soyledim. Arabanin icinde bir zarf icinde kaza ile ilgili bir form koymustum.  Anneniz kazayi yapan soforden aldigi ehliyet ve sigorta bilgileri ile bu formu doldurdugu icin fazla heyecanlanmamis.   Sans eseri diger sofor annenin calistigi firmanin yanindaki binada calisiyormus.  Daha once baska kazalara da karistigi icin sigortaya bildirmeden meseleyi cozumlemek istemis.  Musluman bir Pakistanliymis.  Durumuna acidigimiz icin polis ve sigortaya haber vermeden halletmeye calistik.  Meseleyi bir haftada icinde cozumledik.  Biz risk alip meseleyi hallettik.  Etrafta sahit olmadigi icin kazayi yapan sofor soz vermesine ragmen masrafi odemekten vazgecebilirdi.  Biz de kazadan hemen sonra polis cagirmadigimiz ve 24 saat icinde sigortaya haber vermedigimiz icin kotu duruma duserdik.  Benim size tavsiyem kazaya karisan diger soforu tanimiyorsaniz ve guvenemezseniz mutlaka polis ve sigortaya haber verin ve normal islemi yapin.  Ayrica bizim yaptigimiz gibi arabanizda mutlaka kaza icinde yapilacaklari aciklayan formu hazir tutun.  Her zaman icin acil durumlara hazirlikli olun. 

5 Aralik:  Istanbulda suc isleme orani bir senede %60 artti

Bugunku Hurriyet gazetesinde cikan bir habere gore Istanbuldaki suc isleme olaylari bir senede %60 artmis.  80 yasindaki babami bir sene icinde iki defa sokak ortasinda soyup parasini calmislar.  Toplumun cogu caresizlik ve kabullenme havasinda.  Gerisi de meseleyi kendi cozme cabasinda.  Millet silahlandi.  Linc etme olaylari basladi.  Sucu isleyen az bir ceza veya afla kurtuluyor.  Gecenlerde 125 olaydan sabikali biri bir kuyumcu ve iki oglunu oldurmekten yakalandi.  125 olaydan sabikali ve hala sokakta.  Gecen seker bayrami esnasinda keyif olsun diye rastgele 7 kisiyi olduren iki sabakali hapisten ciktiktan sonra tekrar cinayetler isleyeceklerini soylediler.  Inanilacak gibi degil.  Devlet buyuklugunu yitirdi, adalet sistemi cokmus durumda.  Tayyip Erdoganin AKP’si tek basina ve buyuk cogunlukla Mecliste.  Devleti yeteneksiz parti ve tarikatci insanlarla doldurup ele gecirmekle mesgul.  Dis iliskilerimizde rezil durumdayiz, PKK yine azdi, sokaklar adi suclulara teslim oldu.  Devlet dibe vurmus durumda.  Bugunku durumumuz boyle.  Yarinin daha iyi olacagi da gorunmuyor.

6 Aralik:  Beyaz bant kampanyasi:  Degnek cennetten cikmadi

Calistigim firmada ve butun Kanada’da bugun “beyaz bant” kampanyasi vardi.  Yani “kadina yapilan siddete son” kampanyasi.  Firmamizda ust yuzey yoneticileri pancake isimli bir pastayi yapip kampanya yararina para topladilar ve konusmalar yaptilar.  Cok anlamli bir toplanti oldu.  Ne yazikki Turkiyede kadinina siddet tam gaz devam ediyor. Hem tore adetleri hem de dinimizde kadinin erkekten gore daha az degerli gorulmesi toplumda kadinin horlanmasina sebep oluyor.  Bir erkegin bircok kadin ile evlenebildigi, mirastan az hak aldigi, erkegin istedigi zaman girebilecegi bir tarla gibi goruldugu bir dinde kadinin erkek ile esitliginin konusulmasina zaten imkan yok.  Toplumumuzda dini reformlarin yapilamamasi ve bilincsizce dini agirlikli bir toplum haline gelmemiz beni daha da umitsizlestiriyor.  Birkac gun once dayak yuzunden evinden kacan bir kadin babasi tarafindan tekrar kocasinin evine geri gonderildi.  Donunce sirtina bebegini baglayan kadin kendini asip intihar etmis.  Kadinin babasi aldigi baslik parasini geri odememek icin olen kizin kucuk kiz kardesini damata vermeye calismis.  Iste Cumhuriyettin kurulundan 80 sene sonra geldigimiz nokta bu.  Dini politikaya alet edip kadin haklarini gormemezlikten gelen, onlara toplumda layik olduklari esit haklari vermeye calismayan ve verilen haklari uygulatmayan sorumlular, eger cehennem varsa bilinizki bunun en dibine sizler layiksiniz. 

14 Aralik:  Kurban cinayetleri

Artik sokakta kurban kesilmesinin yasaklanmasinin zamani geldi.  Cahilin eline satir, onune zavalli bir kurbanlik hayvan ve kafasina da anlamadigi dilden dini kurallari koydunmu sonuc hayvan cinayetleri oluyor.  Sokaklar da meydan savasina ve mikrop yuvasina donuyor.  Dunku gazetelerde THY’nin ucak bakim servisi ekibi iki ucagin bakimini planlanandan once basardiklari icin pistin yaninda deve kesmisler.  Yabancilarin saskin bakislari onunde.  Iki Japon turist bayilmis.  Biz de bizi aralarina almadiklari icin Avrupaliya kiziyoruz.  Iste bugun devleti eline geciren zihniyet bu.

Savaslarda olmeyi ve oldurmeyi sayisiz defa emretmis, kan golunun ortasinda yurumeye alismis Mustafa Kemal Ataturkun basari icin kurban kesilmesini istemedigini biliyoruz.  Demirelin temel atma torenlerinde kurban kesmek adettendi.  Bence sadece bir istegin yerine gelmesi dilegi veya mutlu bir olayi kutlamak icin baska bir canliyi oldurmek cinayettir.   Eger amac ihtiyac sahiplerine vermek uzere kurban kesmekse bunu da sadece senenin belirli gununde yapmayi bugun icin anlamak zor.  Cunku insanlarin et ihtiyaci  senede sadece bir gunlugune ortaya cikmiyor.  Buna dort sekilde cozum bunulabilir:

(a) Kurban bayraminda lisansli yerlerde kesilen etler Kizilayin bu sene yaptigi sekilde kavurma yapilip ihtiyac sahiplerine veya kurban sahibinin belirledigi kisilere dagitilir.

(b) Yukaridakine benzer sekilde etler kavurma yerine dondurularak sene icinde istenen zamanda dagitilir. 

(c) Kurban sadece bayram gunu degil sene icinde herhangibir zamanda kesilir ve taze olarak lisansli firma tarafindan dagitilir.

(d) Bircok ihtiyac sahibi insanin etten ziyade daha acil ihtiyaclari olabilir.  Dolayisiyla kurban eti yerine parasi dagitilabilir. 

Elbetteki sozde dinciler bu nonerilere karsi cikacaklardir.  Kurban ve kurban derisi tarikatlarin onenmli gelir kaynagi oldugundan lisansli kuruluslarca kontrol altinda dagitimi onlarin isine hic gelmez.        

16 Aralik:  Seramik muzesi

Ikiniz de baba meslegi olan muhendisligi sectiniz.  Muhendislik egitiminin onemli bir eksikligi sosyal ve kulturel konularin cok az derecede ogretilmesidir.  Halbuki toplum icinde bir yere sahip olmaniz icin cok yonlu bir kisilige ihtiyaciniz var.  Bunun faydasi sadece arkadas sohbetlerinde cesitli konularda fakir yurutebilmek degil, olaylara cok yonlu bakmanizi, meseleleri iyi analiz edebilmenizi saglamasidir.   Biliyorsunuz ben vaktim oldugunca heykel ve seramik yapmaktan buyuk zevk alirim. Bunun yararini ozel calisma hayatimda fazlasiyla gordum.  Lafi uzatmadan esas konuya geleyim:  Toronto’nun Gardiner muzesine Ingiltereden bir heykel sergisinin geldigini ogrendim ve dun annenle gormeye gittik.  War of Britain isimli hava savasinda (1940) Ingiltere uzerinde Alman hava  hucumlarina karsi mucadele veren Ingiliz pilotlarinin kilden yapilmis heykelleri sergilenmisti.  Cok guzeldi.  Muzenin alt katlarinda is seramik sergisi yer aliyordu.  Yaklasik iki saat de onlari inceledik. 

Belki ilerde faydasi olur umidiyle seramik konusunda sergide ogrendiklerimi burada ozetlemek istiyorum: Cinliler yaklasik (MS) 300-400 senelerinde seramik yapmaya baslamislar.  Ming sulalesi zamaninda (1360-1640) buyuk gelisme saglanmis ve kobalt oksit’ten parlak mavi rengi yaratmislar. 2004 ve 2005’de Konyaya gittigimde Karatay muzesinde gordugum siralti seramik panolar mukemmeldi.  Hayvan ve insan desenli bu duvar panolar Anadolu Selcuklu imparatoru Alaaddin Keybubatin 1200’lu yillarda yaptirdigi Kubad-Abad sarayinin kalintilari arasinda bulunmus.  Zaten benzer desenleri Selcuklularin cami, medrese ve kervansaraylarin dis duvar tas islemelerinde de goruyoruz. Daha sonraki asirlarda dinin bagnazligina siginan Osmanlilarda boyle insane ve hayvan resimleri cizmek Allah ile yarismak anlamina geliyor diye yasaklanmis.  Bunu halka yasaklayan padisahlar gizlidenkendi resimlerini yaptirmayi ihmal etmemisler. 

Neyse, sanirim Cindeki kadar olmasa bile Anadoluda seramigin cok uzun bir gecmisi var.  17 nci asirda Iznik seramikleri ile Anadoluda seramikcilik renk, desen ve kalite olarak en parlak devrini yasamis.  Avrupada seramik yapimi 1400’lu yillarda basliyor.  1600’lu yillarin ortalarinda mukemmel seviyeye erisiyor. En zengin renkler Italyan seramiginde yer aliyor.  Almanlar bunu endustrilestirerek zarif esyalar ve biblolar yaratmislar.  Ingilizler de digerlerini kopyalamaktan oteye fazla basarli olamamislar.  Gardiner muzesinde yuzlerce parca arasinda bizimle ilgilii sadece dort parca gorebildim.  Birinde Almanyada 1600 yillarinda yapilmis ve gobekli bir sultani gosteren guzel bir bibloydu.   Ikincisi yanilimiyorsam Avusturya ile Rusyanin birlikte Osmanli Imparataorluguna yendikleri bir savasi kutlamak icin hazirlanmis bir canagin tutamacindaki cok kucuk bir Osmanli pasasi heykeliydi.  Ucuncusu ise bir hristiyanin kafasini koparip elinde tutan bir Osmanli askerinin heykeliydi (kendi aralarinda biribirini yerler ama boyle heykeller ve resimleri sadece bizim icin yaparlar).  Sonuncusu da lalesi ve meneksesi ile tipik bir Iznik panasuydu ve Hollanda seramigi diye sergilenmisti.  Iste bir Cumartesi gezisinin ozeti.  

17 Aralik: Akilli aptallarin kurtaracisi zengin devletimiz

Kanada’da bankalar devletin cok yakin denetimi altindadir.  25 senedir buradayiz, henuz hic bir bankanin ekonomik krize girip battigini veya devletin yardimina ihtiyaci oldugunu duymadim.  Boyle guvenilir bankalara dahi yatirlan paranin ancak 60 bin dolarini devlet garanti eder.  Turkiyede Ozal ile birlikte ozel bankacilikta patlama oldu.  Bankalarini dogru-durust kontrol edemeyen devlet acilan hesaplara mebla siniri olmadan garanti veriyordu.  Sonucta bircok hirsiz bankalar kurup yuksek faizler vaat ederek paralar topladilar ve bunlari kendi firmalarina krediler sekilde aktardilar.  Sonucta batan bankalarin borclarini da halktan zorla toplanan vergi ve disaridan alinan borclarla devlet odemek zorunda kaldi.  Bugun ortada bir demokrasi kahramani gibi gezinen ve konferanslar veren eski basbakan ve cumhurbaskani Suleyman Demirelin yegeni de devleti soyan bankalardan birinin sahibiydi. Iste devlet boyle yuzsuzlerin elinde kaldi. 

Devlet off-shore denen ve cok yuksek faiz odeyen banka hesaplarina garanti vermiyordu.  Boyle hesaplarin acilmasina neden devletin musade ettigini ben henuz anlamis degilim.  Neyse bizim memleketin cok sayida vatandasi bu off-shore hesaplarina para yatirip yuksek faiz alacak kadar akilliydi.  Sonra bankalar batip paralar ucunca, tekrar devlete kostular ve “biz saf insanlariz (yani aptaliz) paramiza devletin garanti vermedigini bilmiyorduk” diye agladilar.  Sonucta ne oldu bilmiyorum;  muhtemelen hirsizlarin hakkini namuslular kadar koruyamayan devlet onlari da hosnut etmeye calismistir. 

Neyse geleyim bugun bunlari yazmamin nedenine.  Senelerdir Avrupadaki iscilerimizden yuksek faiz vaad ederek ve dini alet ederek milyarlarca euro toplandigini ve bu paralarin buhar oldugunu duyardik.  Bu gece TRT-Int’I dinlerken basbakan yardimcisi Sener sunu acikladi:  Yaklasik 100’e yakin Turkiyede kayitli firma banka denetimin kontrolu disinda yurt ici ve yurt disindaki akilli-aptal vatandaslardan 6-7 milyar euro toplamislar. Odeyecek durumlari yokmus. Hukumet bunlarla nasil ilgilenecegini bilmedigini itiraf ediyor.  Bunlarin ustune gitseler devlet onlarin da sorumluluklarini ustelenir ve borclarini odemek zorunda kalirlarmis, dolayisiyla karismak istemiyorlar.  Ote yandan, karismasalar bunlarin durumlari gittikce kotulesecek, zararlar buyuyecek ve akilli-aptallar birgun devletin kapisini buyuk zararlarla calacaklarmis.  Kulaklarima inanamadim.  Memlekette yeniden 6-7 milyar euroluk soygunculuk oluyor, senelerdir meclise hakim tek parti hukumeti gozlerinin onunde oynanan oyun karsisinda caresiz.  Soyluyecek soz bulamiyorum.   

5 Ocak 2007: Duvar Boyasi

Noel tatili esnasinda evimizin brikac odasini boyadik.  15 senedir boyama yapmamistik.  Temizlendi, iyi oldu. Bu deneyimden ogrendiklerimi kisaca yazayim.  Dekorasyon magazinlerinde gordugunuz duvar boyalarina kanmayin.  Boyayacaginiz odaya iki duvardan isik girorsa yani cok aydinlik oluyorsa koyu renkler vurabilirsiniz.  Gece de iyi aydinlanacak sekilde bol isikli olmali. Aksi halde mutlaka acik renkleri tercih edin.  Biz odalarin cogunu acik kayisi ve seftali reklerine boyadik. Hem gece, hem gunduz guzel gorunuyorlar. Tuvaletlerden birini koyu seftaliye boyadik.  Gunduz iyi ama gece sanki odadan alev cikiyormus gibi oluyor.  Tuvalet ve banyo icin kullanilacak boyanin rutubet emmiyecek cinsten olmasi lazim.  Kullanacaginiz aletlerinin iyisini alin ve paradan sakinmayin.  Ancak iyi kalitede firca ve roll ile istediniz neticeyi almis olursunuz. Yoksa harcadiginiz buyuk emek ve para yeterince degerlenmememis olur. 

13 Ocak 2007:  Arabin Fendi

Islamin en yeni ve gelismis bir din oldugunu iddia edenimiz cok.  Suudi Arabistan Islamin on gordugu yasam tarzina en uygun sekilde idare edilen bir ulke. Ustelik petrol geliri ile para icinde yuzuyorlar.  Dolayisiyla boyle bir ulkenin ideal ulke olmasi gerekmezmi?  Ne gezer?  Pislik, gericilik ve yolsuzlugun alasi orada.  Bugun haberlerde Ingilterenin Suudilere 20 milyar dolar degerinde askeri ucak satacagi bildirildi.  Ancak bir Ingiliz mahkemesi ticari antlasmalar yapilirken Ingiliz firmasinin bazi Suudi ileri gelenlerine rusvet verdigini tesbit ettiginden hukumetin arastirma komisyonu kurmasini istemis.  Bu durumda Islamin getirdigi durustluk neyi gerektirir?  Bir ekmek calanin bile kollarini kesen Suudilerden bu arastirmayi desteklemeleri ve suclu vatandaslarinin kafalarini “ibret-i alem” olsun diye Kabenin disinda ucurmalarini bekleriz, degilmi?  Tersine Suudiler derhal Ingiliz hukumetini tehdit etmisler:  Bu davanin hemen iptal edilmesini, ismi gecen Ingiliz ve Suudiler hakkinda hicbir kovusturma yapilmamasini, aksi halde ihaleyi iptal edeceklerini soylemisler.  Sonuc: Kibar hirsiz Ingilizlerin basbakani Blair, uluslararasi  terorizmle mucadelede Suudilerin destegine ihtiyaci oldugunu belirterek soructurmayi durdurmus.  Ne buyuk sanssizlik ki dinimizin peygamberi bize hicbir faydasi olmayan, tersine firsat buldukca arkamizdan vuran bu arap irkindan cikmis.         

15 Mart 2007:  İ.T.Ü.lü Sınıf Arkadaşımdan bir Mektup ve Alınacak Dersler

Sınıf arkadaslarım her sene 29 Ekim cıvarında aileleri ile birlikte bırkaç günlüğüne tatıle gıderler.  Hem dinlenirler hem de hasret giderirler.  Başka okullarda pek görülmeyen güzel bir dayanışma örneğidir bu.  Ben de 2002'de senelik tatimi ayarlayıp böyle bir geziye katılmış ve cok mutlu olmuştum.  Geçen Eylülün (2006) başında yine böyle bir gezinin davetini aldım.  Mektup toplantının yapılacağı otel idaresinden geliyor görüntüsündeydi.  Oteldeki karşılama toplantısından, eğlencelerden ve fiyatlardan bahsediliyordu.  Ancak mektup birçok ingilizce kelimelerle doluydu ve çoğu yanlış şekilde yazılmıştı. 

Oğullarım, benim Türkçenin yabancı kelimelerle yozlaştırılmasına ne kadar kızdığımı bilirsiniz.  Bu hataya düşenlerı fırsat buldukça tenkit ettiğime defalarca şahit oldunuz.  Sebebi gayet açık:  Turklerin ortak özelliklerinin başında aynı lısanı konuşmamız geliyor.  maalesef Türkçemiz son yıllarda bilinçsiz yayın organlarımızın katkısıyla ve aydınlarımızın duyarsızlığı ile İngilizceye teslim olma yolunda.  Hem ülkemizi bölüp kürt devleti kurmaya çalışan ABD ve İngiltereye kızıyoruz hem de bunların dillerindeki kelimeleri kullanıp Türkçemizi bozuyoruz; bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.  İşte bu büyük tehlike dolayısıyla Türkçenin doğru kullanılması konusunda çok hassasım.  Mektubun yalan-yanlış Ingilizce kelimeler dolu oldğunu görünce sinirlendim ve 5 Eylül 2006 tarihli bir anımda bunu agir sekilde tenkit ettim. 

13 Mart gecesi eve gelip elektronik mektupları gözden geçirirken hayretler içinde kaldım.  Benım çok sevdiğim bir sınıf arkadaşım web sayfamdan 5 Eylül anımı kopyalayıp butun sınıf arkadaşlarıma yollamış ve beni tenkit etmiş.  Meğer gezinin mektubu gezıyı organıze eden bazı arkadaşlar tarafından yazılmış ve benim onları ağır sekilde tenkit ettiğim sekilde algılamış.  Ben de hemen cevap olarak konunun yanlış anlaşıldığını ve bana dogrudan yazıp açıklama fırsatı vermeden başkalarına dagıtılmasından duydugum üzüntüyü belirten bir mektubu bütün arkadaşlara gönderdim.  Boyle bir yanlis anlamaya sebep oldugu icin de 5 Eylu tarihli animi bugun sayfamdan cikarttim.

Ogullarım, bu olay üzerine ne kadar üzüldüğümü sizler cok iyi biliyorsunuz.  İlerde benzer durumlarla sız de muhtemelen karşılaşacaksınız.  O halde bu acı olaydan ders çıkartarak olumlu hale dönüştürelim:

1.  Gerçekleri ögrenmeden acele ile karar vermeyin.  Eger sınıf arkadaşım bana durumu yazıp açıklama isteseydi  mesele kolayca çözülürdü.  Dolayısyla, birisini tenkit etmek gereğini hisederseniz mutlaka o kişi ile dogrudan temasa geçip onun açısından da meseleyi öğrenmeye çalışın ve sonra karar verin.  Bunu yapmadanö tenkitlerinizi başkaları ile paylaşırsanız hatanın düzeltilmesi cok zor ve bazen ımkansız olur.  İyi insan ilişkileri kurmak bazen seneler alır ama yıkmak için bir kelime bile yeter. Özel ve iş hayatımızda bunu hiç unutmayın.   

2.  Elektronık mektup ile anında haberleşme yapmak müthiş bir teknoloji.  Ancak tehlileri de büyük olabilir:  'Gönder' düğmesine basmadan önce birkaç defa okumalısınz.  Eger tenkit mektubu yazacaksanız, size tavsiyem, yazıyı ertesi güne bırakınç  Uyandıktan sonra kızgınlığınızın çoğu gitmiş olacak ve daha tedbırlı bir mektup yazacaksınız veya tamamen vazgeçeceksıniz.  Elektronik mektubun en büyük (faydalarından ve) tehlikelerinden birı de bir anda mektubunuzu birçok insana gönderebilmeniz.  Yukarıdaki örnekte açıkladığım gibi eğer mektubunuzda birisini tenkit edıyorsanız, kırılan kalpleri düzeltmek çok zor olabilir.

3.  Tekrar Türkçe meselesine dönelim.  Türkçenin yozlaşmasına maalesef daha zıyade eğitimli insanlar sebep oluyorlar.  Çoğu kere gösteriş olsun diye bildikleri yabancı kelimeri Türkç içinde sorumsuzca kullanıyorlar.  Osmanlı İmparatorlugunun duraklama yılları ile birlikte Fars ve Arapça edebıyatımızda yaygın şekilde kullanılmaya başladı.  Aydın tabakası yanlızca Yunus Emre gibi ozanlarımızın yalın Turkçesini anlayan genıç halk tabasından uzaklaştı.  Imparatorlugun son yıllarında aydınlar bu defa Fransızcaya donduler.  Atatürk dil reformu ile bu yozlaşmaya son verdi.  Maalesef bir çok konuda olduğu gibi Ataturkten sonra tekrar bozulmaya dönüldü.  Son yıllarda kötüye gidiş ivme kazandı.  Suleymen Demırel, Turgut Özal ve şimdiki başbakanımız RTE bunun başını çekiyorlar.  Sizlere tavsıyem bu hataya düşmemenizç  Güzel Türkçemizin kirletilmemesi için elinizden geleni yapın ve mücadele edin.  Bu toprakları anavatan yapan sehıt ve gazılerimize, ve ebedi önderimiz Atatürk'e borcumuzdur bu.                  

16 Mart 2007:  Korkusuz Aydinlari Korkutma Cabasi

Ogullarim bugune kadar Turkiye degersiz politikacilardan cok cekti ama bugunku kadar kalici bir pislige hic saplanmamisti.  AKPnin idaresinde inanilmasi guc rezillikler yasaniyor ve diktatorluga dogru gidiyoruz.  Artik yanliz sokaga cikilmaz oldu. Isadamlari ve yayin organlarinin sahipleri hukumeten is koparma ugruna butun yalakliklarini sergiliyorlar.  Universitelerden ses yok. Ticaret ve sanayi odalari AKP'nin borazancisi oldular.  Hukumet begenmedigi yazarlarin ve gazetecilerin ozel banka hesaplarini bile incelemeye kalkip goz dagi vermeye calisiyor.  Adalet ve yargi organlari baski altinda, verdikleri kararlar hukumetin arzusu dogrultusunda.  AKP polisi orduya karsi kullanmak ve karalamak kampanyasi icin kullaniyor.  RTE'nin basbakan olarak bulunmasi felaketlerin en buyugu.  Bugunlerin rezaleti Kanalturk TV'na ve onun korkusuz haberci ve yorumcularina yapilan hucumlar.  En son olarak, AKP, STAR gazetesinin  Şamil Tayyar isimli bir yazarini kullanarak Tuncay Ozkan'i hedef gosteriyor.  Hukumetin satilik kalemi soyle diyor yazisinda: "Bir 'secret' dostla 'deep' sohbetimiz oldu. Dedi ki; 'Türkiye'yi kaosa sürükleyecek yeni teşebbüsler olabilir.' 'Kimler üzerinden' diye soruya başlarken sözümü kesti: 'Böyle bir eylemin hedeflerinden biri iktidar partisi olabilir, ama en az onun kadar önemli olan, bazı eski defterler de kapatılmak istenebilir... Ben devletin yerinde olsam Tuncay Özkan'ı gözüm gibi korurdum.'  Iste ogullarim yari Ingilizce-yari Turkce olum fermani boyle veriliyor ulkemizde, artik.  Insallah halkimizin cogunlugu bu rezaleti gorup demokrasi yoluyla bu iltihabi temizler.  Yoksa  ciban kazayla patlarsa sonumuzun nereye gidecegini Allah bilir. 

26 Mart 2007: Fotografım

Bugün hayatımın en ilginç günlerinden birini yaşadım.  Çalıştıgım elektrik üretim firmasının yaklaşık 11 bin çalışanı var.  Gecen Kasım ayında Kanadalılara firmamızı daha iyi tanıtabilmek için bir reklam kampanyası başlatıldı  Nukleer, komur, hıdroelektrık, fınans gibi bircok bölümden 12 temsilci seçtiler ve bunların yarım sayfalık büyük boy fotograflarını gazete ve mecmualarda yayınlamaya başladılar.  Geçen sene 6 kişinin fotografını yayınladılar.  2007 reklam programına ise benim fotografımla başlandı.  21 Mart günü Kanada'nın en saygın gazetesı olan Globe and Mail'de fotografım yayınlandı.  Onun takip eden günlerde yaklaşık 20 gazete ve mecmuada aynı fotograf basıldı.  Ayrıca bizim firmanın internet sayfasında da yaklaşık iki hafta görüntülendi.  Ailece cok hoşumuza gitti. Hiç tahmin etmedğim şekilde firma dışından iş teklifi bile aldım.  Birden meşhur olmak güzel şeymiş. Bir Türk olarak ismimin yayınlanmasından da büyük gurur duydum.  Gazete sayfasını oturma odamızda Atatürk fotografının altına astık.  Baktıkça eğleniyoruz.  Torunlarıma kalması için dört gazete nüshası aldım ve uzun süre saklanacak şekilde paketledim.             

2 Nısan 2007:  Firmada 25 Sene

Kanada'ya geldikten 7 ay sonra, 1 Nısan 1982'de Ontario Hydro isimli firmada muhendis olarak çalışmaya başladım.  Firmanın ismi 1999'dan itibaren Ontario Power Generation oldu.  Çok çalıştımş; karşılığını hem saygınlık hem de maddi açıdan aldım.  Bazı göçmenlerin yaptığı gibi kulağa hoş gelecek şekilde yabancı isim hiç kullanmadım.  25 senedir beni sadece 'Mahir Aydın' olarak tanıdılar.  İsmimin telafuzu zor olsa da zamanla doğru söylemeyi öğrendiler.  Ofısimdeki Atatürk resmini merak ettiklerinde gurur duyduğum Türkiye Cumhuriyetinden ve onun ölümsüz önderinden bahsettim.  Türk insanını hep en iyi şekilde temsil etmeye çalıştım.  Fırmamızda 25 seneyi dolduran her çalışana bir toplantıda katkıları dolayısıyla teşekkür edilir, 25 sene-madalyonu ile hediyeler verilir ve tatlı-çay ikram edilir.  Dün Pazar günü olduğu için benim yıldönünüm partisi bugune kaldı.  Ben de öncekilere benzer bır toplantı olacağı düşüncesi ile salona girdim.  Gördüğüm hazırlık karşısında dondum-kaldım.  Önce benim işe başladım seneden itibaren toplanmis fotograf eşliğinde slayt gösterısı yapıldı.  Ardından aynı slayt gösterısinin sesli vıdeosu muhteşem bir müzikle gösterildi.  Kisisel fotografların yanında Türkiyeyi,  Ataturk'ü, rahmetlik ilk okul ögretmenimi ve yaptığım heykelinı gösteren fotografları da Internetten ve turkelektrik.com'dan kopyalarak slayt ve vıdeonun içine koymuşlar.  Yaklaşık 30 meslektaşımın önünde sevincimden ağlamamak için kendimi zor tuttum.  Yıllarımın karşılığını görebildğim için mutlu oldum ve bir Türk olarak büyük gurur duydum.  Son slaytta şu yazılıydı:  'Our own Hydroelectrıc Turk:  Mahir Aydin'.                          


11 Nisan 2007:  Bekir Coşkun'un Yazısı 

Ogullarım, ABD'nın hımayesindeki PKK ile son üç günde verilen mücadelede 10 askerimiz ve güvenlik görevlisi şehit oldu.  Yüreğim yanıyor.  Bu konuda birşeyler yazmak istedim. Ancak ülkenin en değerli yazarlarından Bekir Coşkun'un bügün Hürriyette yayınlanan 'Kayıp Duygular' isimli makalesini görünce benim hislerimi de cok iyi açıkladığı için kendım yazmak yerine Sayın Çoşkunun makalesini yayınmaya karar verdim: Türkiye ınsanın içine düştügü tezatı ve ülkenin acıklı halini güzel özetliyor: 

Bugünkü gazetelerdeki başlıklar aşağı-yukarı aynıydı:
"Babaya son bakış..."

Cenaze töreni alanında, şehit babasının tabutun önündeki fotoğrafına öyle bakıyordu küçük Efe.
O fotoğrafın arkasındaki "sandığın" içine; babası ile birlikte tüm mutluluğunun, tüm çocukluk kahkahalarının, tüm güzel günlerinin konulup, sonra bir bayrağa sarılıp gömüldüğünün henüz farkında değildi.
Tıpkı bu ülkedeki milyonlarca yetişkinin; onurlu bir Türkiye’nin gömüldüğünün farkında olmayışları gibi.
Bu büyük bir oyundur.
1950’den sonra devamlı iktidarda olan "tek partinin", ABD’ye mahkûmiyetinin bedelidir bu:
Orada bir Kürt devleti....
Lami-cimi yok.
Tayyip Erdoğan’ın Celal Talabani’yi iki hafta önce kucaklaması, Özal’ın Celal Talabani’ye Çankaya’da sarılmasının devamıdır.
Bunlar ABD’nin lafından çıkamazlar.
Erdoğan’ın Kürtlere "nota" vermesi ne peki?
Tiyatro...
"Gücü, tepkisi, bağımsızlığı, kimliği, saygınlığı, itibarı olan başbakan"ı oynuyor.
O kadar...
İktidar olmak için önce ABD’ye koşan, iktidarında Amerikalılara danışmanını gönderip "Deliğe süpüreceğinize kullanın" diyen bir Başbakan ABD’nin istemi dışında kıpırdayamaz.
Bunu hepimiz biliriz.
Tam tersine; Kürt devletinin yollarını, kışlalarını, hükümet binalarını, okullarını, ordu lojmanlarını yapan kim?
İktidarın müteahhitleri...
"Nota" verilmişmiş...
"Babaya son bakış"a bakıp daldım.
Küçük Efe; en değerli, en muhtaç olduğu, en sevdiği, en çok özleyeceği şeyini verdi.
Ama bizler...
Bizler; tüm bu kirli oyunları bildiğimiz halde, çıkarlarımızdan, avantaları paylaşmaktan, kirli oyunları alkışlayıp yolunu bulmaktan ödün vermiyoruz.
Farkındayız, sadece utanma duygularımızı yitirdik.