| HABERLER
BIR TATILIN ARDINDAN (2005) (30 Aralik 2005) |
||
| Haberler | ||
| Teknoloji | ||
| Isletme ve Bakim |
Buyuk oglum 2005’in Nisan sonunda elektrik muhendisi olarak mezun oldu. Okul bitmeden once buldugu isine 16 Mayis’da baslayacakti. Aradaki yaklasik iki haftayi Turkiyedeki akrabalarini ziyaret ederek gecirmek istedi. Bunu gerceklestirmek icin baba-ogul 29 Nisan’da Toronto’dan ayrildik ve 13 Mayis’da geriye donduk. Muhtemelen bu oglumla son Anadolu gezimiz olacak. Ziyaretimizde dostlari gorduk ve memleketimizi biraz daha tanima imkani bulduk. Ozetle, guzel bir tatil oldu.
Istanbulda bir gun kaldiktan sonra annemi de yanimiza alip teyzemleri ve dayimlari ziyaret etmek icin 1 Mayis’da Ankara’ya gittik. Uzun senelerden sonra kardeslerin tekrar bulusmasi, sayisi her yil artan yegenleri gormek hepimize buyuk mutluluk verdi. Ozellikle benim cocuklarim gibi yurt disinda dogup buyuyen gencler icin birden sevgi kusagi ile etrafinin cevrilmesi sasirtici ve hafizalarindan kolayca silinmeyecek anilar oluyor. Her Ankara ziyaretimizde yaptigimiz gibi Anitkabiri ziyaret ettik. Atanin huzuruna cikarak, onun sahsinda Bagimsizlik savasi veren ve Cumhuriyetimizi kuran kahramanlari tekrar minnetle yad ettik ve onumuzdeki bir sene icin “ulusal enerji” toplayarak Anitkabirden ayrildik.

Annem ve oglum Anitkabirde
Son senelerde Anitkabirdeki askerlin yuruyusunde bir bozulma goze carpiyor. Eskiden Turk ordusunun gucunu hissettirircesine sert adimlarla ve bacaklari neredeyse bel hizasina cikacak sekilde yururlerdi. Ordumuzun azametini duymus olarak fotograf cekmeye hazirlanan turistler karsilarinda adeta moda gosterisine cikmis mankenler gibi yuruyen askerlerle karsilasiyorlar. Kim bu askerlerimize egitim veriyorsa yanlis yapiyor. Yakismiyor bize.
Anitkabirden sonra sira birinci TBMM muzesine geldi. Birinci TBMM ile Sivas ve Erzurum kongrelerin yapildigi salonlar birbirine cok benzer. Fiziksel olarak hepsi birkac tahta sira ve kursuden ibaret gorunur. Boyle mutevazi mekanlardan buyuk bir devletin nasil kurulabildigine hep hayret ederim.
Eskiden birinci TBMM muzesinin toplanti salonunun karsisindaki birkac odada eski ve cok kiymetli esyalar sergilenirdi. Aralarinda Gazi’nin okul karneleri de bulunuyordu. Bu seferki ziyaretimizde bunlarin tamamen kaldirilmis, sadece duvarlarda birkac fotograf ve tarihi bayraklarin kaldigini gorup uzuldum. Muze’den ziyade fotograf sergisi haline gelmis. Daha da uzuntu vereni girise 2001’de konan levha oldu. Uzerinde “Bu Binanin Restorasyonu T.C. Kultur Bakanligi Anitlar ve Muzeler Genel Mudurlugu Tarafindan Phillips - Morris/Sabanci ve Haci Omer Sabanci Vakfinin katkilariyla Yapilmistir, 20 Nisan 2001” yazili.

Birinci TBMM Muzesinin girinde asili levha
Bu tarihi binada Gazi ve vatansever arkadaslari tam bagimsiz icin hergun mucadele verdi ve basta ABD olmak uzere diger ulkelerin korumasini (yani mandaciligini) defalarca red ettiler. Dolayisiyla levha uzerindeki yazi bende su sualleri cagristiriyor:
Devletimizin en degerli yapilarindan olan ilk TBMM’nin onarimi icin butun ulusal resmi ve ozel kuruluslarimiz aciz mi kaldi da Phillips-Morris’e muhtac olduk?
Basta Cumhurbaskanimiz, Silahli Kuvvetlerimiz ve ana muhalefet partisi olmak uzere ulusal degerlere kiymet veren kuruluslar ve basin bu konuda neden sessiz kaldilar? Yoksa onlar da boyle olaylari kaniksar mi oldular? Butun iyi niyetlerine ragmen acaba devletin basindakilerin ileri yaslari bunun sebebimidir? Belki de Enver Pasa’nin tarihimize yaptigi en buyuk katki 1913 yilinda idareyi ele alinca yasli generallerin hepsini emekli etmesi ve Mustafa Kemal gibi genc subaylarin onunu acmasidir. Nitekim Bagimsizlik Savasimizda orduyu idare edenlerin buyuk cogunlugu 40 yasin altindaydi. Bu kahramanlar 50 yasina varmadan Cumhuriyetin butun reformlarini tamamladilar.
Devletten aldigi kredilerle buyuyen Sabancilar bir yabanci kurulusun ismini ilk TBMM’in duvarina asmaya sebep olmanin tarihi sorumsuzlugunu dusunebiliyorlarmi?
“Restorasyon” yerine Turkce “Onarim” kelimesini kullanmasini dahi bilmeyen, ulusal tarihimizin en degerli yapilarindan olan ilk TBMM’ini herhangibir bina olarak goren Kultur Bakanligi neden ismi de cismi de Turk olan bir kurulustan yardim alma yolunu secmedi?
Ayni gun (Pazar) hemen yandaki ikinci TBMM’ini de gezmek istedik. Tamiratta oldugundan ziyarete kapaliymis. Ancak, kapisi aralikti. Binanin onunde kagit mendil satan bir cocuk arkamizdan bagirdi “Gir, amca, gir, iceride kimse yok”. Kapi gercekten acikti. Iceriye dogru “Kimse yokmu?” diye bagirdik, cevap veren olmadi. Biz de girmekten cekinip ayrildik. Meseleyi merak edip, Pazartesi sabahi tekrar geldim ve iceriye girdim. Biraz sonra bir gorevli yanima geldi ve binanin otomatik yangin sondurme sisteminin insaasi icin onarimda oldugunu soyledi. Sizin anlayacaginiz bir onceki gun yangin cikarmak isteyen biri iceriye girmis olsa bu tarihi yapinin kisa zamanda kul olmasi icten bile degildi. Bu memleketi yakip yikmak icin buyuk teskilatlanmaya gerek yok. Birkac serseri buna yeter de artar bile. Zaten de oyle oluyor.

Kapisi acik ve korumasiz Ikinci TBMM ve buyuk oglum
Oglumla Ankaradan bir gunlugune Konya’ya gittik. Tarih dolu bu kenti 30 senedir gormemistim. Selcuklulardan kalma cok degerli tarihi yapilari ve Mevlana muzesini ziyaret etmek istedik. Konya 1071 Malazgirt zaferinden sonra Bizanslilardan Anadolu Selcuklularina gecmis ve baskent olmus. 1277’de Karamaonogullarina, 1442’de de Osmanlilara gecmis. Anadoludan Orta Doguya ve Iran’a seferlerde ugrak yeri olmus. Mevlana Celaleddin’in babasi buyuk bilgin Bahaddin Veled icin zamanin Selcuklu sultani tarafindan 1274’de bir turbe, 1396 yilinda da cini kapli kubbe yaptirilmistir. Tekkelerin kapatilmasi uzerine turbe ve yanindaki Mevlevihane 1927’de muze haline getirilmis. Selcuklularin en guzel eserlerinden olan Karatay medresesi de Selcuklu duvar cinileri ile dolu mukemmel bir muze haline getirilmis. Beysehir golundeki Selcuklu Kubadabat Sarayinin kalintilarindan sokulen insan, hayvan ve cicek resimleri ile bezenmis mavi cinilerin guzel ornekleri burada sergileniyor. Ayrica aslan, kartal, fil gibi hayvan kabartma heykelleri de burada sergileniyor. Bu motifler daha sonraki yillarda (ozellikle Osmanlilar zamaninda) bagnaz dinciler tarafindan yasaklanmis. Orta Asya’dan tasinan sanat kulturu Islam adina gerici beyinler tarafindan katledilmis. Cok yazik.

Oglum Mevlana'nin Sandukasinin onunde
Alaadddin tepesindeki Alaadin Cami 1221’de tamamlanmis. Sanirim temelindeki oynamalar dolayisiyla bazi sutunlari zarar gormus. Caminin yarisi tamirat icin kapaliydi. Disaridaki iki turbe bakima muhtac durumda duruyor. Sehir icindeki Ince Cami’yi de ziyaret edip kisa ziyaretimizi noktaladik. Tarih dolu guzel Konya’ya birkac gun bile yetmeyecegi belli.
Istanbula donusumuzden sonra ben tek basima jeotermal enerjiyi yakindan ogrenmek icin kisa bir “teknik” tura ciktim. Once etrafi kaplicalarla dolu olan Balikesir’e gittim. Oradaki bir tanidiktan aldigim bilgi uzerine en yakindaki Pamukcu kaplicalarina ugradim. Modern tesisteki butun odalar NATO toplantisina gelen yabanci askeri pilotlarla dolu oldugu icin yanindaki belediye tesislerinde kaldim. Buraya tesis demek bir abartma olur; gerisini sormayin. Hic olmazsa kaldigim odada kaplica suyu vardi. Gece yarisina dogru tam uykuya girmisken yanindaki tarlada traktorle ekin isi basladi. Elbisemi giyip tarlaya girdim. Traktorun farlari altinda koylu kardesimle biraz sohbet ettik. “Abi ne yapayim, ben de emir kuluyum” dedi. Inanmis gibi gorunup odama dondum. Neyse, sabah 1.5 civarinda gurultu bitti. “Ya havle vela billa ... “ deyip uykuya daldim.
Ertesi sabah Balikesir’e donup Aydin’a gitmek uzere otobusle yola ciktim. Aslinda benim ailem bu asrin basinda Aydin’dan Amasya’ya goc ettikleri icin Aydin soyadini almislar. Boylece esas memleketimi gorecektim. Ancak gercek niyetim Aydin uzerinden Denizli civarindaki Buharkentteki Jeotermal Santrali gormekti. Yolda (ozellikle Akhisar civarinda) binlerce donum uzum baglarinin arasindan gectik. Bir cok Keskinoglu Pilic tesisleri yol uzerinde siralanmisti. Koltuk komsum, tesislerin sahibinin Ozal zenginlerinden oldugunu iddia etti. Nihayet Menderes ovasina girdik. Etraf incir ve diger meyve agaclari ile doluydu. Yanimdaki orta yaslardaki efendi arkadas o bolgedenmis. Hem etrafi tanitti hem de Fettullah Hocanin meziyetlerinden bahsetti. Ben de ona Bagimsizlik Savasimizi nasil kazandigimizi ve Cumhuriyetin nimetlerini anlatmaya calistim. Hosca vakit gecirdik. Aydin’da yaklasik iki saat kaldim; ana caddesinde biraz yurudum. Belli ki Anadolunun zengin sehirlerinden. Sonra Denizli yonunde yine otobusle yola ciktim. Nedense ben yola cikinca mutlaka bir yerde asker sevkiyati olur ve bilet zor bulunur. Bindigim otobus Trabzona gidiyormus. Ici temel egitimden sonra izin icin memleketine giden askerlerle doluydu. Hepsi benim cocuklarim yasindaydi. Solumdaki genc turizm jandarmasi olmus, sagimdaki de jandarma komandosu. Birisi Muglada turist kizlari seyrederken digeri Hakkari daglarinda boluculere karsi vatani koruyacak. Dogrusu bu komando’nun karsisina cikacak olanlarin vay haline. Musade etseler izinden vazgecip hemen Hakkariye gitmeye niyetli gorunuyordu.
Buharkentde indim. Gidecegim yere ancak koy minubusu gidermis. Duraklamaya koyuldum. Benimle birlikte bir ihtiyar koylu vatandas da bekliyordu. Halinden durumunun iyi olmadigi anlasiliyordu. Onun ucretini vermeyi dusundum. Nasil gecimini sagladigini sordum. 10 donum topragi, 159 incir agaci, biraz da zeytin agaci varmis. Bunlari kiraya verip, senede 10-15 milyar TL (10-15 bin YTL) aliyormus. Fakir gorunen Aydin’li boyleyse gerisini siz dusunun. Menderes ovasi meleketimize epeyce zengin kazandirmis anlasilan. Dusundum ki ecdadimin Aydin’dan ayrilmasi hic de iyi olmamis. Tuccar inciri 2-3 milyondan aliyormus. Aydin’da kuru yemiscilerde kilosunu 4 milyondan gordum. Kanadada kutulanmis Izmir kuru incirini buna yakin fiyattan aliyoruz. Nasil oluyor bu is, anlamak zor?
Buharkentten koy minubusune bindim. Icindeki cocuklarin guzel kiyafetlerine ve saglikli gorunuslerine bakip Aydin koylerinin de zenginlikten nasibini aldigini dusundum. Birkac kilometre sonra, santralin karsisindaki bir motelde indim. Efendi bir aile moteli isletiyor. Santraldan gelen sicak suyu kullaniyorlarmis. Suyun sicakligi cok yuksek oldugundan bunun sogutulmasi gerekiyormus. Sogutulmus olmasina ragmen suyun sicakligi 80 derece. Kuveti doldurup en az bes saat beklemek gerekiyor. Ben sessiz olur diye bahceye bakan bir oda istedim. Ancak gecenin karanliginda bahce yanindan demir yolunun gectini gormemisim. Gecenin ortasinda trenler adeta odanin ortasindan gecti. Sabahin 5’de otelin icinde okunan ezanla uyandim. Meger burada Konyadan gelmis buyuk bir grup kaliyormus. Gulup gectim. Sonra yaklasik 15 dakikalik bir yuruyusle Kizildere Jeotermal Santralina vardim. Dagin etegine delimis kuyulardan cikan buhari cok uzaklardan gormek mumkun.

Kizildere Jeotermal Kuyularinin uzaktan gorunusu
Santralin girisindeki guvenlik gorevlisine kendimi tanittim. Turkiyede hangi santrala gitsem, onceden izin almasam dahi, bize ozgu misafirperverlik ile karsilandim. Burada da aynisi oldu. Santrali gezdirdiler. Santralin insa kapasitesi 20 MW, simdiki maksimum kapasitesi 17 MW, normal kapasitesi ise 13 MW. Buhar sicakligi 148-240 oC arasinda. Basinc kuyuda 10.5 kg/cm2, bu once 4.5’a, sonra turbin girisinde de 3.5 kg/cm2’a dusuruluyormus. Buharin bir kismindan bitisikteki ozel sector firmasinda Turkiyenin mesrubat endustrisinde kullanilan karbondioksitin buyuk kismi uretiliyor. Buhar icindeki boron’un zararli etkisi dolayisiyla, santralin atik suyu Buyuk Menderes nehrine ancak zirai sulama yapilmadigi saatlerde birakiliyormus. Yaklasik 100 MW’lik bir jeotermal santralin Aydin-Germencik’te kurulmasi icin de calisiliyormus.

Kizildere Jeotermal Santralinin turbin ve jeneratoru
Santrali gezdikten sonra Denizli’ye gectim. Tekstil uretim merkezlerinden biri olan Denizlide kiyafetlerin pahaliligina sasirdim. Garajinin bakimsizligi ve eskiligi de Denizli Belediyesi icin utanc verici. Buradan 2 Eylul 1922’de Yunanli komutan Trikopolis ve arkadaslarinin yakalanip Ataturk onune cikarildigi yeri gormek icin Usaga gitmeyi planladim. “Anadolu Seyahat” firmasinin mukemmel servisli bir otobusuyle Usak’a vardim. Yolda koylerin icinden gecerken Avrupadaki emekcilerimizin yaptirdigi gosterisli villalar gorunuyordu. Bu kucuk sehirlerde seyyar cenaze yikama arabalarini bile gormek mumkun. Usakta bir-iki saat kaldiktan sonra tekrar ayni firmanin otobusu ile gece Ankara’ya gidip bir is toplantisina katilacaktim. Usak’a geldigim otobusun soforunun visne rengi ve koyu mavi karisimi cizgili kravati cok hosuma gitti. Ustelik uzerinde firma ismi yazili degildi. Usak’a varinca firma temsilcisinden ellerinde fazladan varsa bir kravat satin almak istedigimi soyledim. Biraz saskinliktan sonra 8 milyon TL’e kullanilmamis bir kravat verdiler. Belki de Turkiyenin en temiz ve akvaryumlu tuvaletini Usak garajinda gordugumu de ekliyeyim.
Usak az gelismis bir sehir gorunumundeydi. Aradigim tarihi bina sehrin eski kisminda kalmis. Daha onceden icinde “Kurtulus” filmi cekilmis olmasina ragmen henuz ziyarete acilmamis. Ancak disaridan gorme imkanim oldu. Bu da bana yeterliydi. Donusumde aksam yemegi icin bir yer aradim. Usakta kuruyemisciden gecilmiyor ama lokanta bulmak zor. Yemisciler iyi para yapiyorlar anlasilan. Neyse zor da olsa karnimi doyuracak bir yer bulup Usak’tan ayrildim ve sabah Ankara’ya vardim. Is toplantimi bitirip oglenden sonra Istanbul’a dondum. Boylece 2005 Anadolu gezimi oldukca guzel sekilde tamamlamis ve memleketimi biraz daha tanimis oldum.
Mahir Aydin