Hosgeldiniz

YORUM

BIR TATILIN ARDINDAN (2004)

(28 Aralik 2004)

Yonetim

Yorum

Elektrik Pazari

Haberler

Kaynaklar

Teknoloji

Ozgecmisim

Isletme ve Bakim

E-Mail

 

Onsoz

Her sene oldugu gibi, bu seneki yaz tatilimizi de Turkiyede gecirdik.  Dinlenmenin haricinde tatilimizin benim icin baslica iki amaci vardi:

  1. Kucuk oglumun ulusal tarihimizi yerinde ogrenmesi: Bir baba olarak en buyuk isteklerimden birisi ogullarima ulusal tarihimizi yerinde ogretmekti.  Imkanlarimin kisitligi dolayisiyla buyuk oglum Mete’yi arzuladigim kadar cok tarihi yerlere goturemedim.  Kucuk oglum, Onur biraz daha sansliydi.  2003’un yazinda onunla Samsun, Amasya, Sivas, Erzurum ve Ankara’yi ziyaret ettik.  Bu geziyi “Bir tatilin Ardindan (2003)” web sayfasinda anlattim.  2004 planimiz ise bagimsizlik savasimizin ikinci yarisinin onemli yerleri olan Eskisehir, Inonu, Kutahya, Afyon, Dumlupinar ve Izmir’i ziyaret etmekti.
  2. Oglumun hayat tecrubesi kazanmasi:  Son senelerde iki turlu zekanin varligindan bahsediliyor.  Bilincsel zeka ve duygusal zeka.  Bilincsel zeka bilgi toplama ve isleme ile ilgili.  Buyuk miktarda ve karmasik bilgiyi isledikten sonra dogru bir karar verebilmek bilincsel zeka ile gerceklesiyor.  Matematik ve fen bilimlerinde basari daha ziyade bu cesit zekanin bir gostergesi. Bilincsel zekanin buyuk kismi dogustan kazaniliyor.   Ancak hayatta basarili olmak icin bilincsel zekanin yaninda, duygusal zeka olarak isimlendirebilecegimiz kisinin kendine guveni, azmi, zayif ve kuvvetli yonlerini bilip kendini gelistirebilmesi, problem tanimi ve cozum uretebilmesi, baskalari ile iletisim kabiliyeti, diger insanlarla ahenk icinde calisabilmesi ve liderlik ozellikleri de gerekli.  Genc insanlar bu yeteneklerin bir kismina dogustan sahip oluyorlar ama buyuk oranda hayatin icinde “piserek” yani tecrubeyle kazaniyorlar.  Bu tecrube surecini de egitimle hizlandirmak mumkun.  Iste ulusal tarihimizi yerinde ogrenmek icin yaptigimiz gezinin benim icin boyle onemli bir amaci da vardi:  Her seyden once baba-ogul bir haftadan fazla zaman birlikte olacagiz.  Bircok konuda oglumla saatlerce konusarak, biribirimizi ve kendimizi daha iyi taniyabilecegiz. Oglum tarihimizi ogrenerek; tasini, topragini ve insanini taniyarak, dogup buyumedigi ama bir anavatani oldugunu bilerek benligi ve kisiligi gelisecek.  Yokluklar icinde atalarimizin neler basardigini yerinde gorerek ve boyle onurlu bir ulusun bireyi olarak kendine guveni artacak.  Nihai ve gururlu bir basarinin baskalarinin korumasi altinda ve yalvararak degil, kisinin oz kaynaklari ve “bileginin (ve beyninin) hakkiyla” kazanilabilecegini ogrenecek.  Hayatta hic bir zaman umitsizlige yer olmadigini, guclu bir kisilikle, cok calismakla ve azimle zorluklarin asilabilecegini bilecek.  Kotulerin coklugunda ezilenin yaninda olmanin erdemligini hissedecek.

Sozun kisasi sadece ulusal tarihimizi degil, oglum Onur’un onurlu bir insan olarak yasamayi daha iyi ogrenebilmesi icin yine yoldayiz.  Agustos’un ilk gunleri Toronto’dan Istanbul’a vardik.  Birkac gun dost-akraba ziyaretinden sonra 8 Agustos’da yola ciktik.

 

Istanbul’dan Inonu’ye

Ismail Ayaz firmasinin otobusuyle bati Marmara bolgesindeki butun Eskisehir musterilerini toplayip hedefimize 6 saatte vardik!  Istegimize uygun temiz bir bir otele iki geceligine yerlestik.  Eskisehir, ortasindan gecen Porsuk cayi, etrafindaki kucuk kahvehaneler ve iki universitesi (Anadolu ve Osmangazi) ile guzel bir ogrenci sehri.  Lokantalarda fiyatlar cok uygun.  Ancak taksi soforunun insafsizinin burada da oldugunu cabuk ogrendik.  Sehrin guzellesmesine ve modernlesmesine buyuk katkida bulunacak Estram isimli tramway sistemi de bitmek uzereydi.  Valilikte bulunan turizm burosuna gidip gorulecek yerler konusunda bilgi ve brosur alalim dedik.  Sigara dumani ve birkac bos sozden fazla birsey bulamadik.  Eskisehrin eski evler bolgesini gormemizi tavsiye ettiler; gittik ve turizm ugruna komik ve parlak renklerle badanalanmis birkac evle karsilastik.  Eski evlerden biraz daha yukari tirmaninca cami arkasinda bir kabre rastladik.  Yaslica bir hanim da kabri mesken eylemis; hem bakiciligini yapiyor hem de o kucuk odada yasiyor.  Bir kosede tertemiz kucuk bir mutfak, diger kosede yatacak ve oturacak esyalar; ortada da kabir.  Bir garip yer su Anadolu.  Buyuk sehirlerdeki yagmaciligin disinda kalan her Anadolu sehrinde oldugu gibi, Eskisehirliler de genellikle efendi insanlar. Kizlarinin guzelligi de oglumun dikkatini cekmis.  Kim bilir gunun birinde belki de Eskisehirli bir gelinim olur.  Kismetse diyelim.         

Son gun bir araba kiralayarak Inonu kazasina gitmeye calistik.  Ancak bir firmada iki saat uygun araba gelmesini bekledikten sonra vazgecip garajdan otobusle bir saatte Inonu kasabasina vardik.  Mesafe 35 km, ancak sagdan soldan musteri toparlarken zaman doluyor; ama acelemiz ve sikayetimiz yok, Anadoluyu daha iyi tanimis oluyoruz.  Inonu kazasi, sirtini bir tepeye dayamis, yuzu ovaya donuk sirin kucuk bir sehir.  Dagin icindeki buyuk bir magara onunde kurulu oldugu icin sehre Inonu ismi verilmis anlasilan.  Birinci ve Ikinci Inonu zaferleri esnasinda Ismet (Inonu) Pasanin karargah olarak kullandigi ev cok guzel sekilde yenilenip muze haline getirilmis.  Zengin tarihi esyalar, yazilar ve fotograflarla  donatilmis. 

Ismet Pasanin Inonu Savaslarindaki Karargahi

Tebrik etmek icin belediye baskani Ismail Karakose Beyi ziyaret ettik.  Yurt disinda hep ozledigim dostca bir sohbet arasinda, Turk Hava Kurumunun egitim tesislerinin Inonu’de oldugunu ve istersek bizi oraya gonderebilecegini bildirdi.  Sevinerek kabul ettik.  Tesis 1930’larda Ataturk’un istegi ile Ruslar tarafindan kurulmus. Sabiha Gokcen de burada egitim gormus.  Tesisler eski fakat bakimli gorunuyordu.  Yaslari 16 dan buyuk gencler ucus egitimi aliyormus.  Umit ederim dar gelirli gencler de bu guzel imkanlardan oncelikli olarak faydalaniyordur.  Alanda bircok planor gorduk   Arkadaki tepede parasut, yelkenkanat ve yamac parasutu egitimi yapiliyormus.  Yakinlarda da belediyeye ait bir kaplica oteli var.  Doga guzelligi, tarih ve teknoloji, hepsi bir arada.   Cok guzel bir toplanti ve is egitim merkezi olabilecek bir yer. Inonu savaslarinin oldugu bolge Inonu kasabasindan bir hayli uzakta ve tepelik bir yerdeymis.  Oraya ancak Bozoyuk’ten veya Sogut kasabasindan varilabilecegini ogrendik. Gelmisken Osmanli Imparatorlugunun kurulus yeri olan Sogut’u de gorelim dedik.  Eksik olmasin, Ismail Bey bizi Bozoyuk’e gonderdi.  Oradan bir minibusle Sogut’e vardik.   

Tarihten bir sayfa: Osmanli Imparatorlugunun kurulusu ve sonu

Osman Gazinin babasi Ertugrul Gazi yaninda 400 atlisi ile Orta Asyadan 1230 yillarinda, muhtemelen Mogollarin baskisi ve kitliktan dolayi Anadoluya goc etmis.  Selcuklular da onlari sinir korumasi goreviyle 1235’de bu bolgeye gondermisler.  Liderlik kabiliyeti yuksek ilk sultanlarin sayesinde Oguzlarin Kayi boyundan kisa zamanda buyuk bir imparatorluk yaratilmis.  Ancak sultanlarin eslerinden baslayarak yabanci unsurlar imparatorlugun idaresinde etkili olmus ve ulke devsirmelerin eline gecmis.  Mumkun olsa da DNA ile kan yapisi incelense, kendini Turk kabul edenler icinde en az Turk genetik yapisina sahip olanlarin muhtemelen son Osmanli sultanlarinin oldugu gorulur.     

15 nci asirda baslayan yenilenme hareketiyle Avrupada yasamin butun safhalarinda buyuk atilimlar yapildi.  Kilisenin gunluk yasamdaki etkisi onemli oranda azaltildi.  Bircok ulkede halk Latin lisani yerine kendi dilinden ibadete basladi.  Dinini kulaktan dolma hikaye dinler gibi ogrenmek yerine anlayarak uygulamaya basladi.  Boylece onceden soylenenlerin aksine din kitaplarinda yasam icin gerekli butun bilgilerin olmadigini ve olamayacagini anlayarak hukuk, teknoloji, sanat ve siyasi alanlarda buyuk ilerlemeler gerceklestirildi.   Osmanli  Imparatorlugu bu degisikliklere ayak uyduramadi.  Baski makinesi 1450’de Avrupada kullanilmaya baslandi ve Osmanli Imparatorlugunun gayri-muslim tabaasi da bu yeni icatla hemen (1460 civarinda) tanisabildi. Ama musluman vatandaslarinin bilim ve teknolojiyi ogrenmesini ve dinini anlayarak ibadetini gelecekleri icin buyuk tehlike goren Osmanli Imparatorlari 1770’e kadar matbaayi muslumanlardan uzak tuttular. Turkluge ve Turkceye de hemen hic onem verilmedi. Resmi yazismalar Farsca, dini yazisma ve ibadet ise Arapca yapildi.  Osmanli imparatorlugunun son yillarina gelindiginde bile Turkler arasinda okur-yazarlik orani ise sadece %10 civarindaydi. Turklerin askerlik, memuriyet ve ciftcilikten baska meslegi yok gibiydi. Zanaatcilik ve ticaret gayri-muslimlerin elindeydi. Sozu edilebilecek bir endustri de mevcut degildi. Imparatorlugu en genis sinirlarina tasiyan Kanuni Sultan Suleyman kapitulasyonlara izin vererek imparatorlugun ekonomisinin gelecekte yabancilar tarafindan somurulmesine yol acacagini dusunemedi.  Yabancilar herhalde minnet duygularini ifade icin Kanuni’yi “Muhtesem Suleyman” diye aniyorlar.  Sonucta gecmisini unutan ve gelecegini dusunemeyen basiretsiz Osmanli imparatorlari elinde Turk milleti asirlar boyunca sefalete suruklendi ve 1922’de Vahdettinin bir Ingiliz denizaltisi ile ulkeden ayrilmasiyla Imparatorluk sona erdi.  Osmanlilar olmasa Anadoludaki Turklere ne olurdu?  Belki eriyip giderdik.  Veya Karamanlilar ve Karakoyunlar gibi Turk benligini onde tutan beyliklerin birinin gelismesi ile buyuk devlet ve bugunku gibi yabanci ozentisi ile beyni kurtlanmis zavallilardan arinmis bir toplum olurduk.   Tarihi geriye goturup filmi yeniden oynatmak mumkun olmadigina gore cevabimiz her zaman eksik olacak.  Simdi bize dusen elimizden gelenin en iyisini yapmaktir.   

Tekrar Sogut gezimize donelim. Sehre varir varmaz belediye’ye ugrayip Ertugrul Gazi’nin turbesini sorduk.  Sehrin  biraz disindaymis.  O gun kapaliymis ama rica-minnet ettik ve  yuzunden dusen bin parka biri belediyeden gelip turbenin kapisini acti.  Sanduka Turk cumhuriyetlerinin bayraklariyla kaplanmis. Yunan isgali esnasinda dusman askerlerinin atesleri ile delinen celik kepenkleri hala duruyor.  Turbenin kucuk ama bakimli bahcesinde Ertugrul Gazinin akraba ve silah arkadaslarinin  mezar taslari var: Halime Hatun (esi), Savci Bey (oglu), Konur Alp, Ak Timur, Aykut Bey, Saltuk Bey, Gunduz Bey, Samsa Cavus, Dundar Alp ve digerleri.  Hepsi de oz Turkce isimler. 

Ertugrul Gazinin Kabri

Turbenin hemen yanindaki buyuk alanda heryil Eylul ayinda Osmanli Imparatorlugunun kurulusu kutlaniyormus.  Civardaki parklara buyuk paralar harcandigi belli; ancak bakimsiz ve toz icindeler.  Sehir icindeki Ertugrul muzesini gormemizi tavsiye ettiler.  Ziyaret ettik ancak birkac yerel kiyafetin haricinde hicbir sey yoktu.  Nihayet Inonu Savaslarinin yapildigi bolgeye gitmek icin belediyede calisanlarin yardimiyla bir taksi bulduk.  Tahminimizden az bir ucret istedi ve yola ciktik.  Yaklasik 20 km uzunlugunda, inisi-cikisi cok, kismen toprak bir yol.  Verdigimiz ucreti fazlasiyla hak etti, Sogut’un bu durust soforu.  Yaklasik yarim saatlik yolculuktan sonra zafer anitinin bulundugu Metris tepeye ciktik.  Manzara cok guzeldi.   Muhtesem anitin etrafina yerlestirilmis fotograf, harita ve panolarla Inonu Zaferleri ayrintili sekilde aciklaniyor.   

Tarihten bir sayfa: Inonu ve Sakarya Zaferleri

Inonu savaslarinin tarihimizde cok onemli bir yeri var:  Bati Anodoluda ve Yozgat’ta ortaya cikan bircok gerici ayaklanmalarini bastirmada buyuk yararliklari olan Ethem Bey vatansever fakat saf bir insandi.  Mustafa Kemal Pasa’nin dusmanlari tarafindan kandirilarak, onun yerine gecebilecegini sandi.  Tehlikeyi sezen Ataturk Ethem Bey’den Ankara hukumetinin yeni kurmakta oldugu duzenli ordusuna katilmasini istedi.  Ethem Bey bu teklifi red edip zayif orduya karsi Kutahya bolgesinde savasa giristi (27 Aralik 1920).  Bunu firsat bilen Yunanlilar Afyon ve Eskisehir’e yurudu.  Buyuk gucluklerle kurulan kucuk Turk ordusu ancak bir cephede savasabilecek durumdaydi. Dusman direnc gormeden Afyon’a girdi.  Bati Cephesi komutani Albay Ismet zayif kuvvetlerini Kutahyadan cekip dusmani Metris tepesi civarinda karsiladi.  Birliklerimiz dusmani 6-10 Ocak 1921’de geriye puskurttuler.  Bu savasi tarihimizde Birinci Inonu Zaferi diye aniyoruz.

 

Metris Tepede Inonu Zafer Aniti

Iste boylece bir-iki cumleyle Birinci Inonu Zaferini ozetlemeye calistim.  Fakat bunu hissetmek, okumak ve yazmakla pek olmuyor.  En iyisi Metris tepesine cikacaksiniz. Gozlerinizi kapatip, hafif esen ruzgari dinleyerek Eskisehir’in 1921 kisindaki ayazi hayal edeceksiniz.  Sonra etrafinizda karla dolu siperlerdeki 18-20 yaslarindaki genc, silahi yetersiz, karni ac, sayica az Turk genclerini ve komutanlarini dusleyeceksiniz.   Ucusan mermiler, bombalar arasinda yaralanan, sehit olan kahramanlari saygiyla, sevgiyle ve sukranla anacaksiniz.  Bu insanlarin torunlari olmaktan gurur duyacaksiniz………….  Artik size dunya dar gelecekSonra birden Mehmet Akif’in misralari hatiriniza gelecek ve haykirmak isteyeceksiniz: 

Ben ezelden beri hur yasadim, hur yasarim,

Hangi cilgin bana zincir vuracakmis, sasarim!

Birinci Inonu zaferinin yankilari buyuk oldu. Ankara’daki meclis ve onun hukumeti  isgalciler tarafindan ciddiye alinmaya baslandi.  Sevr anlasmasinin biraz yumusatilmis haliyle baris yapmak icin Ankara hukumeti Londra Konferansina cagrildi (23 Subat – 12 Mart 1921).  Onerilen cozum misak-i milli icerisinde tam bagimsizlik isteyen Ankara’yi tatmin etmedi ve konferans bir sonuc alinmadan dagildi.  Ancak daha onemlisi, Bolsevik ihtilali ile kilif degistiren Rusya, Sovyetler Birligi olarak Mustafa Kemal Pasa’yi desteklemenin emperyalistlerle komsu olmaktan daha iyi olacagini dusunerek yardim elini uzatti ve Moskova Antlasmasi imzalandi (16 Mart 1921). Boylece ilk defa buyuk bir devlet Anadolunun temsilcisi olarak yanlizca Ankara’da kurulmakta olan devleti tanidi; dogu sinirimiz guvenlik altina alindi ve ordunun ihtiyaci olan malzemelerin karsilanmasina baslandi.  Panige dusen Ingilizler ve diger isgalciler Yunanlilari tekrar hucuma baslattilar.  Birliklerimiz onlari bir daha durdurmayi basardi ve Ikinci Inonu zaferi kazanildi (23-31 Mart 2001).  Albay Ismet generallige terfi ettirildi.  Ataturk’un Ismet Pasa’ya yazdigi cok anlamli  tebrik mektubunun bir satiri muhtesem anitin uzerinde kazilmis: “Siz orada yanliz dusmani degil, milletin ters talihini de yendiniz.” 

Yunanlilar bizim toparlanmakta oldugumuzu farkedip once geri cekildiler, eksikliklerini tamamlamaya calistilar ve uc aylik hazirliktan sonra 10 Temmuzda Eskisehir-Kutahya-Afyon hattinda tekrar hucuma  gectiler.  Savas 23 Agustosdan 13 Eylul’e kadar 22 gun ve gece devam etti.  25 Temmuz’da imkanlari ustun dusmana karsi daha iyi bir savunma yapabilmek ve kayiplarimizi azaltabilmek icin birliklerimizi Sakaryanin dogusuna cektik.   Durumun zorlasmasi dolayisiyla Meclis 5 Agustosda Mustafa Kemal’e meclis baskanligina ek olarak baskomutanlik gorevini de verdi.  Mustafa Kemal ve tecrubeli silah arkadaslari zayif durumdaki birliklerimizi hizla Sakaryanin dogusuna cekti. Ogrenebildigim kadariyla, Turk savas plani iki prensip uzerine kurulmustu:  

  1. Kanatlardan hucum: Once kuvvetlerin buyuk bir kismi  kuzeye cekiliyor.  Boylece onunde bosluk buldugunu sanan Yunanlilar doguya dogru ilerleyip Ankaraya 50 km kadar yaklasiyorlar.  Hizla acilan Yunanlilarin zayiflayan sol kanadina birliklerimiz kuzeyden hucum ediyorlar. Bu taktigin benzerini buyuk taaruzda da goruyoruz.  Afyonda dusman Turk kuvvetlerinin dogu veya kuzeyden gelmesini beklerden bir sabah uyandiginda 120 bin Turk’un guneydeki tepelerden Afyon’a inmekte oldugunu saskinlikla goruyor.

  2. Farkli Cephe tanimi:  Sayica ve silahca ustun dusman karsisinda cephenin dusmesi halinde askerin kacmasi veya teslim olmasi riskine karsi cephe tanimi degistirildi. Mustafa Kemal “Hat savunmasi yoktur, alan savunmasi vardir ve bu alan butun vatandir” emrini veriyor. Yani bir hattin dusmesi halinde geride yeni hatlar kurulup savunmaya devam edilecek.  Benzer tanimlama degisikligini Canakkale Conk Bayirinda da guruyoruz.  25 Nisan 1915 sabahi Anzaklar Conk Bayirini isgal edip Canakkkale bogazini control altina almak amaciyla hucuma geciyorlar.  Devriye gezen bir takim asker dusmani gorup geriye kacmaya basliyor.  Bolgeyi teftise gelen Mustafa Kemal bunu gorup verdigi tarihi emirle yine savunma duzenini degistiriyor.  “Size savasmayi degil olmeyi emrediyorum”.  Bu emirle yere yatan askerimizi goren Anzaklar da yere yatinca zaman kazaniliyor ve arkadan yetisen birliklerimiz dusmani durduruyor. 

Gercekci plan yapip cesaretle uygulamaya koyabilmek, sartlarin degismesi durumunda cabuk ve dogru kararlar verebilmek ve buyuk bir hitap gucune sahip olmak ….. Bunlar tarihe gecen liderlerin ortak ozellikleri olsa gerek.   Tekrar Sakarya’ya donelim.  O sirada Genelkurmay baskanimiz Fevzi Cakmak Pasa ve bati Cephesi komutani Ismet Pasa.   Durumun cok kotulestigi bir an Mustafa Kemal, Fevzi Cakmak’i ariyip ne kadar daha dayanabilecegimizi soruyor.  Canakkale dahil Birinci Dunya Savasinda bircok cephede savasmis tecrubeli Fevzi Pasa dusmanin artik cok yiprandigini ve geri cekilmek uzere oldugunu soyluyor.  Bu cok onemli ve sevindirici gozlemden sonra 10 Eylulde ordumuz hucuma geciyor ve Yunanlilari Sakaryanin dogusuna atiyor ve 12 Eylul 1921’de Baskomutan Mustafa Kemal su bildiriyi yayinliyor: “21 Gun devam eden Sakarya Meydan Muharebesi ordumuzun tam bir zaferi ile son bulmustur.” Zafer haberlerinin Ankara’ya erismesi uzerine hemen toplanan TBMM oybirligiyle Mustafa Kemal’i maresallige yukseltti ve Gazi unvanini verdi.

Metris tepesinden Bolayir’a yaklasik 15 dakikada donduk.  Yol iyi sayilirdi.  Eger sadece Metris tepesini gormek isterseniz Sogut’e ugramadan Bolayir’dan cikmanizi oneririm.  Ancak vaktiniz varsa Sogut’e ugrayip Ertugrul Gazi’nin turbesini ve belediye binasi karsisindaki tarihi camiyi gormnizi tavsiye ederim.  Osmanli Imparatorlugunun kuruldugu bir sehirde Imparatorlugun tarihini aciklayan modern bir muzenin olmayisi cok uzucu ve dusundurucu.  Her sene buyuk solenlerin yapildigi ve onemli harcamalarin yapildigi yerde boyle bir muzenin eksikligi tarihe verdigimiz degerin gosteristen ileriye gitmediginin delili degilmi?  Tarihi anlayarak ogrenmek, ders almak ve ogretmek ufku dar idarecilerin kapasitesi disinda kaliyor anlasilan.

 

Kutahya’ya dogru

Bolayirdan otobusle Kutahya’ya gectik ve bir geceligine Hotas Oteline yerlestik.  Yerli ve yabanci turistlerin henuz fazla kesfetmedigi Kutahya tipik bir Anadolu sehri. Etraf tarih dolu. Yakinlardaki buyuk Frigya medeniyetinin kalintilarini gormek cok isterdim, ancak buna vaktimiz yetmedi.  Sehir tarihte Germiyanogullari Beyliginin merkezi olmus.  Sehre girerken yol tamirati dolayisiyla col firtinasina tutulmus gibi toz bulutu icinden gectik.  Otelimiz sehir merkezindeydi ve temizdi.  Ancak odamizdaki tuvalete neredeyse bagdas kurup oturmak zorunda kaldik, cunku dus alinan bolum tuvalete dokunacak kadar yakin yapilmis.  Hangi kafalar bunun planini yapmis, insa etmis ve kabulunu yapmis; inanilmaz dogrusu.  Otelin en guzel tarafi kaliteli yemekleriydi.  Ertesi sabah Kutahyayi birkac saatte gezmek istedik.  Efendi bir taksi soforu ile Kutahya kalesine ciktik. Ilerde Kutahya’ya ugrayacaklar icin soforun ismini vereyim (namuslu insanlarin biribirini kollamasi gerektigi icin yaziyorum): Haydar Dingil, cep tel: 0535-854-2634.  Kale diye fazla birsey kalmamis ancak manzara cok guzeldi.  Uzaklarda hava kirlenmesine sebep olan gubre fabrikasi, sol tarafta modern tesisleri ile Dumlupinar Universitesi, biraz sagda da hava er egitim merkezi goruluyor.  Ama etrafta ne ucak, ne de pist var.  Herhalde Kutahyalilar politacilara baski yapip hava er egitim tesislerini Eskisehir yerine buraya kurdurmuslar fakat ucaklari Eskisehirde unutmuslar.  Kalenin arkasinda guzel bir vadi icinde eski Kutahya mahalleleri yer aliyor. 

Sehre donusumuzde Haydar Bey Macar milli kahramani Lajos Kossuth’un kaldigi evi ziyaret etmemizi teklif etti; kabul ettik. Ulkesinin Avusturyalilar tarafindan isgalinden sonra basbakan Lajos Kossuth 1850’de Osmanlilar’a siginmis ve ailesi ile Kutahya’ya yerlestirilmis.  Mukemmel korunmus bir eski Turk evi, Macar hukumetinin de katkisiyla muzeye donusturulmus.  Yatagi, piyanosu, kiyafetleri ile Macar evi gibi dosenmis.  Tam bir dogu-bati birlesimi.  Gullerle dolu bahcenin ortasinda da kahramanin bustu var.  Ailesine Kutahya halki buyuk misafirperverlik gostermis. Gorulmeye deger bir yer. Lajos Kossuth burada iki sene kalmis ve ulkesinin yeni anayasa taslagini yazmis, 1851’de once Avrupaya, sonra ABD’ye goc etmis ve 1893’de orada olmus.  Tarihte Macarlarla uzuzn yillar iyi iliskilerimiz olmus.  Osmanlilar Viyana onune geldiginde Macarlar da Osmanlilarin yaninda savasmis. Hun Turklerinin torunlari olmalari dolayisiyla Macarlarla bir kan bagimiz da var.  Bunlara ragmen Avrupa birligine girme cabamiza en cok karsi cikan ulkelerden biri de Macarlar. Insanlar arasinda oldugu gibi ulkeler arasindaki iliskiler de dostluktan ve kardeslikten ziyade menfaat birligi uzerine kuruluyor, degilmi?

Sehre dondukten kisa zaman sonra Yatagan Termik santrali ilgilileri ile temasa gecip santrali ziyaret ettik.  Her zaman oldugu gibi iyi bir misafirperverlikle karsilandik ve yaklasik iki saatlik ziyaretten sonra santraldan ayrildik.  Kutahyaya geri dondukten sonra otobusle Afyonkarahisar’a hareket ettik. 

Tarihten bir sayfa: Osmanlilar ve Kutahya

Kutahya, Osmanlilarin kurulus yillarinda kisa bir sure Selcuklularin bir beyligi olan Germiyanogullarina bagli kaldi.  Daha sonra guclenen Osmanlilarin ucuncu padisahi I. Murat, Germiyanogullarinin kizini oglu Yildirim Beyazit’a gelin olarak aldi.  Evlilikle beraber Kutahya civarinda onemli bir bolge de ceyiz olarak Osmanlilara gecti.  Sonra I. Murat’in gozu Anadolunun buyuk Turk beyliklerinden Karamanlilara yoneldi.  Karamanlilara karsi Kutahya’da buyuk bir ordu toplandi.  Turk ve musluman kardeslerine karsi ordunun yarisi Yildirim Bayazitin komutasinda Yunan, Sirp ve Bulgarlardan kuruluydu. 1387’deki savas galipsiz bitti.  Turk beyliklerinin 1402’de Timurlenk’in yaninda Bayazit’a karsi savasmalarinin sebebi Osmanli padisahlarinin diger Turkleri kardes saymamalarindandir.  Aslinda kardes kani onlar icin fazla bir deger ifade etmiyordu.  Nitekim, I Murat’in 1388’de Kosova’da sehit olmasi uzerine tahta gecen Yildrim Beyazit’in lakabina yakisir sekilde hizla verdigi ilk emir zaferin kazanilmasinda buyuk yararligi dokunan ve asker tarafindan cok sevilen kucuk kardesi Yakub’un bogdurularak oldurulmesiydi.  Osmanli Imparatorlugunun en buyuk padisahlarindan Fatih Sultan Mehmet de kardes ve cocuk katilligini kanun haline getirdi.  Fatihin torunu Yavuz Sultan Selim’in oglu Kanuni Sultan Suleyman buyuk dedesinin koydugu kanundan hayatini kurtarabilmesini ailenin tek oglu olmasina borcluydu.  

Kanuninin zamaninda dunyanin butun nufusu 500 milyon civarindaydi.  Bunun 100 milyonu Osmanli egemenligindeydi.  Genis topraklar icinde baris oldugu icin ticaret gelisti.  Ticaretle birlikte musluman olmayanlardan alinan vergi de artiyordu.  Biraz daha gelir gerektiginde tekrar yeni bir savas aciliyor ve  kilic zoruyla ganimetler toplaniyordu.  Ancak Osmanlilar bilim ve teknolojiye onem vermediler.  Matematik, Fizik, Kimya, Astroloji gibi bilim dallarinda dunyaca taninmis hic bir Osmanli bilim adami yetismedi.  Minyaturun haricinde resim gelismedi, heykelcilik de zaten tarih sayfalarimizda yer almiyor.  Edebiyat mi?  Sukur ki Yunus Emre gibi Turkce eser yaratan halk sairlerimiz olmus.  Mevlana da dahil digerleri Farsca veya Arapca yazmis.  Dusman kuvvelendikce ganimetler ve vergi azaldi, topraklar kayboldu, cokuntu basladi.  Sonucta kalem kilica galip gelmisti. 

  

Afyonkarahisar, Kocatepe ve Dumlupinar

Turkiyenin bircok yerinde modern kaplicalar mevcut.  Daha once buralarda kalma imkanimiz olmamisti.  Afyona yaklasirken, 20 km mesafedeki Orucoglu tesislerinde otobusten indik  Geceligi adam basina yarim pansiyon 90YTL civarinda (oglumla birlikte 180 YTL).  Bir gece kaldik.  Tesis guzeldi, ama bu kadar paraya degermiydi, sanmiyorum.  Beni daha sasirtan bu kadar cok parayi verebilen ve oteli dolduran musterilerin cokluguydu.  Turk hamaminin kurna basinda sohbet ederken kimi vatandaslarimizin burada 2 hafta kaldigini ogrendim.  Coluk cocuk derken 4-5 bin YTL masraf.  Mutaassip isadamlarinin bir kismi aileleriyle bu gibi yerlerde; Istanbul’un guzide zenginleri de Akdenizde yelkenleri ile turluyorlar. Galiba kisi basina net gelirde bir cogumuz Avrupayi coktan yakalamisiz.  Ben de saf saf memleketimin ekonomisi icin 10,000 km’den hayiflaniyormusum!

Ertesi gun oglen saatlerinde Afyon’a indik.  Sehir hemen hosumuza gitti.  Milli mucadelemizi tasvir eden ve ders kitaplarimizda resmini gordugumuz meshur Afyon heykeli sehir merkezinde valilik binasi onune yerlestirilmis.  Bir Ingilizce rehberlik kitabinda heykelin vahsi bir goruntunde oldugu belirtilmisti.  Bugunun barisci ortaminda bazilari icin vahsice gorunebilir.  Ancak heykelin goruntusu Yunanlilarin Anadoluda yaptiklari uc senelik mezalimin bir yansimasidir.  Her olayi sartlari icinde degerlendirmek zorundayiz. 

Afyonun baslica uc caddesi var.  Hepsini bir saatte gezmek mumkun.  Aksam yemegini Afyon’un Ikbal lokantasinda yedik. Ataturk’un de burada yemek yedigi soylendigi icin gittik.  Kalitesine gore fiyatlari yuksek, tarihi bir goruntusu de yok. Icinde gecmisi animsatacak resimler bulmak zor (biz ust katta goremedik).  Boyle yerleri isletenlerin tarihe daha fazla deger vermesini beklerdim.  Bosuna zahmet edip gitmisiz.  Afyonda en cok ilgimizi ceken yer tarihi kale oldu. Cok yuksek bir tepenin uzerine kurulmus.  Dibinde eski mahalleler bulunuyor.  Kurtulus savasinin sonuna kadar bu mahallelerde rum ve ermeniler yasiyormus.  Sonra Yunan askerleri ile birlikte kacmislar. Bagimsizlik savasinda Afyon halki dusmana direnc gostermemis.  Savas esnasinda Ataturk bir komutanini Afyon’a gizlice gonderip belediye baskanini paylamis.  Gercekler ne kadar aci olsa da tarihi ogrenmeliyiz ki gelecekte sasirmiyalim.  Bugun ortaya cikan bilincsiz bati hayranligi, kultur ve dil yozlasmasinin sebeplerinin cok eskilere gidiyor.  Kuvvetli bir ulus kavramini bagnazliga kacmadan, tekrar canlandirmaliyiz.  Buna da cocuklarimiza kuvvetli bir tarih bilgisini yerinde ogreterek baslayabiliriz.     

Afyon Kalesinde bir Yigit

Ulucoglu otelindeyken Afyon civarinda mermer madeni isleten iki kardesle karsilasmistik.  Bizi firmalarina davet etmislerdi.  Ertesi gun onlari ziyaret gittik.  Modern mermer kesim aletleri ile donanmis bir fabrika.  Afyon mermeri dunyada taniniyormus.  Kisa gezimizde ogrendiklerimizden cok memnun olup Afyon’a donduk.  Afyona varinca kaleye tirmanalim istedik.  Biraz kalp sikintiniz varsa sakin denemeyin.  Yaklasik yarim saatte 500 merdiven tirmanip tepeye vardik ama mukemmel manzara yorgunlugumuza degdi.  Altimizda Afyon sehri, onumuzde goz alabildigine buyuk bir ova, arkamizda kimbilir kac savasa sahit olmus sayisiz tepeler……Sen ne guzelsin Anadolum!  

Nihayet sira Afyon’u ziyaretimizin esas sebebine geldi:  Kocatepe’ye ve Dumlupinar’a gitmek istiyorduk.  Milli Parklar Mudurlugunun sehir merkezindeki subesinden bilgi alabilecegimizi ogrendik.  Sabah mesai baslar baslamaz mudurlugun kapisindaydik.    Ruyalarimizda hayal edebilecegimiz guzel bir gun basliyordu.  Bina once Yunan ordusunun baskomutani tarafindan karagah olarak kullanilmis.  Turk kuvvetleri Afyonu kurtarinca Mustafa Kemal, Inonu, Fevzi Cakmak ve yardimcilari bir gece burada kalmislar.  Binanin ust kati cok guzel bir muze haline getirilmis.  Mudur yardimcisi Ali Ihsan Kirgiz Bey bize uzun sure bolgenin modelleri uzerinde genis bilgi verdi. Kocatepe ve Dumlupinar’a gezi turlarinin olmadigini ogrendik.  Arz-talep meselesi.  Talep yok ki arz olsun. Nasil gidecegimiz endisesi ile dusunurken, Ali Ihsan Bey imdadimiza yetisti.  Yol masraflarini karsilamamiz halinde bir tanidiginin bizi istedigimiz yerlere goturebilecegi soyledi.  Hemen memnuniyetle kabul ettik.  Efendi insanlarimizin hala oldugunu gormek cok guzel.  Once Kocatepeye ciktik.  Buyuk Taaruzun baslangici olan 26 Agustos sabahinda Ataturk’u temsilen eden buyuk bir heykel dikilmis.  Hemen her ders kitabinda gordugumuz fotografindan yapilmis muhtesem bir heykel.  Ayrica muhtemelen Ataturk yasarken hazirlanmis ve seramik panodan ibaret bir kucuk anit da burada yer aliyordu. 

Kocatepede,  Ataturk'un Izinde

 

Tarihten bir sayfa: Zafere Dogru …Kocatepe ve Dumlupinar

Sakarya zaferinden sonra ordumuz ve dusman nihai bir savas icin mevzilerini guclendirmeye basladi.  Bu arada durumun kendi lehlerine gelismesinin imkansizligini goren Fransiz ve Italyanlar Ankara hukumeti ile baris anlasmalari yapip Anadoludan 1921’in sonuna kadar ayrildilar.  Boylece Dogu ve Guney sinirlarimiz kesinlesmis oldu.  Dogudaki birliklerimizin bir kismi gizlilikle Bati’ya sevk edildi.Yanliz basina kalan Ingiliz ve Yunanlilar “zararin neresinden donsek kardir” diyerek anlasma yollarini aramaya basladilar.  Ancak onerilen baris sartlari misak-I milli sinirlari icinde tam bagimsizlikta kararli Ankara’yi tatmin etmekten uzakti.  Zaman gectikce TBMM’deki Mustafa Kemal’in muhalifleri sabirsizliklarini dile getirmeye basladilar. Ingilizlerin sozde baris onerilerinin Ankara tarafindan red edilmesi savastan yorulmus halk arasinda moral bozukluguna sebeb oluyordu.  Gercekci plan yapmak ve her turlu baskiya karsi direnip bu plani zamaninda uygulamaya koymak basarili liderlerin en nemli ozelliklerindendir.  Vatansever fakat hayalci Enver Pasanin Sarikamis faciasi ve Hitlerin Stalingrad bozgunu, onlarin gercekci olamadiklarinin kanitidir.  Dusmana degil hislerine maglup oldular.  Mustafa Kemal buyuk bir taaruz icin zamanin henuz gelmedigini biliyordu.  Ancak bunu TBMM’e anlatmak guctu.  Onun hasta oldugu icin meclise gelemedigi 5 Mayis 1922 gunu TBMM Mustafa Kemalin baskomutanligini uzatmama karari aldi.  Boyle bir karar karsisinda Mustafa Kemal hasta haliyle ertesi gun meclise geldi ve yaptigi konusmayi soyle tamamladi: “….Dusman karsisinda bulunan ordumuz bassiz birakilamazdi. Birakmadim, birakamam ve birakmayacagim”. Sonucta TBMM uzatma kararini aldi, daha dogrusu almak zorunda kaldi.    

Bu gercekleri genclerimizin okuyup iyice anlamasi gerekir.  Bagimsizlik savasimiz bir oldu-bitti ve “Vatan-millet-Sakarya” savsaklamalari ile kazanilmadi.  Butun halk sokaga dokulup dusmana karsi koymadi. Aydinlar ve ulkenin ileri gelenlerin cogu Mustafa Kemal’i desteklemedi ve ona karsiydi.  Onun dusuncelerinin Cumhuriyete yonelik oldugunu cogu biliyordu ve bundan korkuyorlardi.  Ama ondan baska kimsenin ulkeyi zafere goturemeyeceginin de farkindaydilar. Dolayisiyla ne zaman biraz basari kazanilip baris umitleri belirse Mustafa Kemal’i kenara itip hemen baris yapmanin ve eski duzene donmenin yollarini aradilar.  Belki de Mustafa Kemal de benzer dusuncelere sahipti.  O da zafer kesinlesince buyuk amacini yani modern Turkiye Cumhuriyetinin kurulus fikrini paylasmayanlari kenara itecekti.  Oyle de oldu.  

Nihayet ordumuz hazirliklarini tamamladi ve Haziran 1922’de taaruza hazirlik karari alindi. Insan ve tufek sayisinda artik denge saglanmisti.  Bizim suvari ustunlugumuze karsi onlarin agir silah ve arac ustunlugu vardi.   Yunanlilar bizim daha ziyade  Eskisehir-Afyon hattina dogudan hucum edecegimizi dusunerek agir tahkimat yapmisti.  Mustafa Kemal ve arkadaslarinin plani ise Sakaryadaki gibi bir kanattan ezici bir kuvvetle ve hizla vurmakti.  Bunun icin ordunun yarisi (yaklasik 120 bin kisi) dusmanin sag kanadina hucum etmek icin buyuk bir yay cizip Bolvadin ve Suhut uzerinden Afyonun guneyindeki tepelere getirildi.    Boyle bir gucun buyuk bir gizlilikle ve dusman ucaklarinin gozetleme gucune ragmen getirilmesi buyuk bir basariydi.  Keci yollarindan top ve cephanenin bile tasinmasinin zorlugunu anlayabilmek icin Kocatepe’ye cikip etrafa bakmak gerek.  Birliklerimiz agirlikli olarak guneye cekmemiz sonucu Yunanlilarin Orta Anadoluya kolayca ilerlemeleri mumkundu, ancak bu durumda da Kocatepeden inecek Turk ordusu tarafindan arkadan cevrilme tehlikeleri vardi.  Ustelik onlar hazirliklarini savunma hazirlikli yapmislardi.  Satranc tahtasinda artik taslar surulmustu.   Ok yaydan cikmisti.

26 Agustos sabahi gunes dogmadan komutanlar Kocatepeye ciktilar.  Dusman hala tehlikeden habersiz.  Fark etse de artik cok gec.  Mustafa Kemal, Inonu ve Fevzi Cakmak yanyana.  Iclerinden dua edercesine sessizler.  Komutanlar ve butun bir ulus icin “olmak veya olmamak gunudur bugun”.  Mustafa Kemal Fevzi Pasaya bakar. Konusmadan cakir gozleri ile emrini vermistir artik. Fevzi Pasa yanindaki komutanlara doner ve taaruz emrini verir.  Cehennem atesi baslar.  Canakkaledeki gibi Mehmetcik adeta dusman ustune ucar. Aksama kadar Turk birlikleri tepelerden ovaya indi. Bolgedeki Yunanlilarin komutani General Frank kalan birlikleri ile Usak yonunde kacmaya basladi.  Kuzeyden yardima gelen Yunan baskomutani Trikopolis Afyonun kuzeyinde iki gun dinlenme molasi verince suvari birliklerimiz onlarin da Usak’a kacmalarini onlemek icin Dumlupinar etrafinda tedbirlerini aldilar.  General Frank’in Afyondan ayrildigini ogrenen Trikopolis de onunla birlesebilmek icin batiya giderken Dumlupinarda kapana kisildi.  30 Agustos 1922 Dumlupinar meydan savasinda Yunan ordusunun buyuk kismi yok oldu.  Canini kurtaran Trikopolis Usakta yakalandi.  Nihayet 9 Eylul’de Turk Ordusu Izmir’e girdi.  Uc sene Bati Anadoluyu isgal edip inleten Yunanlilar iki haftada silindiler. 

Kocatepenin havasini icimize sindire sindire etrafa baktik, diger tepeleri seyrettik.  82 sene geriye donup sehit ve gazilerle birlikte olduk, onlari saygiyla andik.  Bircok fotograf cektik ve ayrildik. Yaklasik bir saatlik bir yolculuktan sonra Dumlupinar koyune vardik.  Buradaki kucuk muzede savas alanindan toplanan silah ve techizat sergileniyor.  Muzeyi yarim saatte dolasip tekrar yola koyulduk.  15-20 dakika sonra Dumlupinar savas meydanina vardik. 

Dumlupinar Zafer Aniti

Ucgen sekillerden yapilmis buyuk bir zafer aniti dikilmis.  Hertaraf yesil.  Meydanin ortasinda bir tepecik yukseliyor.  Orada da ayri bir anit var.  Yuzumuzu Bati’ya yani Izmire dondurdumuzde meshur Cal koyunu sagda gorebiliyoruz.  29-30 Agustos 1922’de burasi adeta bir cehennemdi. 100 binden fazla insan  savasiyor ve vuruluyordu. Ziyaretimiz esnasinda etrafimizda sadece birkac kisi vardi.  Sessizlik, hafif esen ruzgar ve batan gunes sanki bir dekorun parcalariydi.  Sahnede hayatini kurtarmaya calisan dusman, onlari takip eden birliklerimiz, suvarilerimiz ve imkansizi gerceklestiren, zorlu uc seneden sonra gelen zaferi gururla yoneten Mustafa Kemal ve arkadaslari.  Taaruz yapma yetegini son asirlarda kaybettigi soylenen genc Ertugrullar, Osmanlar, Orhanlar ve Mustafalar takmislar onlerine Trikopolis’in katillerini, Izmir’e kadar kovaliyorlar. Savasarak 14 gunde 300 km, gunde 20 km’den fazla.   Inanmaz bir basari.     

 

 Dumlupinar Meydan Savasinin Yapildigi Alan

 Tarihten bir sayfa: Canakkale ve Bagimsizlik Savaslarimizin Dunya Tarihindeki Yeri 

Her buyuk savas dunya’nin siyasi yapisinda onemli degisiklige sebeb olmustur.  Mustafa Kemal iste boyle iki savasin yonlendirilmesinde rol aldi:   

  1. Canakkale savasinda (1915) Mustafa Kemal Anzaklarin Conk Bayirini alip bogaza inmesini engelleyerek zafere buyuk katkida bulundu (ayni savasta Fevzi Cakmak, Rauf Orbay ve binlerce komutan ile askerimizin de kahramanliklarini da anmak borcumuzdur.  Fevzi Cakmagin kucuk kardesi de Mustafa Kemal’in birliginde sehit oldu).  Ingilizler Canakkaleyi zamaninda gecemediginden Carlik Rusyasina yardim edemediler.  Sonucta Carlik ortadan kalkti; yerine Sovyetler Birligi kuruldu ve bagimsizlik savasimizda bizi destekledi.  Stalin kafasizlik yapip Kars ve Ardahan’i Ikinci Dunya Savasindan sonra istemeseydi belki biz de bagimsiz bir politika izleyip simdiki gibi ABD’nin kuyruk suyundan gitmek zorunda kalmazdik. 

  2. Bagimsizlik savasimiz ise butun ezilen halklara ornek oldu.  Uzerinde gunesin batmadigi kadar genis topraklara yayilan Ingiliz imparatorlugu Hindistandan baslamak uzere catirdamaya basladi.  Bugunun Ingilteresi artik, bir zamanlar kolonisi olan ABD’nin golgesinde yurumek zorundadir.  Buyuk bir baligin sirtina yapismis bir asalak gibidir ve yozlasmis Arap seyhlerinin petrol paralarini isleterek hayatini devam ettirmektedir.  Son uc asirda Ingiltere gibi guclu bir somurgeci ulkenin varligi insanlik tarihi icin buyuk bir sanssizliktir.         

 

Izmir, Altinoluk ve Son Durak Susurluk

Ilk okulun 4 ve 5 nci siniflarini Balikesir’in Susurluk ilcesinde okudum.  Bu iki senede Cevat Guc isimli cok degerli bir ogretmenden egitim aldim.  Gecmiste birkac defa kendisiyle temasim oldu ve en son 2002’de ziyaret ettim.  Bu degerli insani ogullarimin da tanimasini hep arzuladim.  2004’de tatile geldigim gunden itibaren onunla temasa gecmeye calistim ama mumkun olmadi.  Afyon’dan ayrilmadan once son bir defa daha aradim ve bu sefer sansliydim.  Yaz aylarinda Altinoluktaki yazliklarinda kaliyorlarmis.  Telefon ettigimiz gun tanidiklarindan birinin vefati dolayisiyla Susurluga donmusler ve ertesi gun tekrar yazliklarina gidiyorlarmis.  Altinolukta karsilasmak uzere sozlestik.  O aksam Izmir’e indik.  Boylece tarih gezimizin son duragina gelmis olduk.   Planimizi uygulamaya koymanin gururu ile ama biraz da bu guzel gunlerin bitisine uzulerek Kordonboyunda yuruduk.   Iste yine burada 9 Eylul 1922’de binlerce Mehmetcik gorevlerini yapmanin buyuk onuruyla yuruyorlardi.  Ne mutlu o ana sahit olanlara.  Aksam saatlerinde sehir hatti vapuruyla Karsiyaka’ya gectik.  Benim kucuklugumde gordugum sirin yer tas yiginina donmus, memleketimin diger sehirlerinde oldugu gibi.  Ertesi gun Altinoluk’a hareket ettik. Ogretmenimin tatil sitesine vardik.  Apartmanda kimse yoktu.  Biraz endiselendik, fakat cok gecmeden Susurlukten geldiler.  Sevgi, saygi ve hatiralarla dolu bir-iki saatten sonra yanlarindan ayrildik.  Zor oldugunu bilsek dahi tekrar gorusebilmeyi diledik.  Senelerdir bahsetttigim ilkokul ogretmenimi ve ailesini ogluma tanistirdigima cok memnumdum. 

Onur, Ogretmenim Cevat Guc Bey ve Esiyle

Oglumun gormek istedigi bir yer daha kalmisti:  Susurluktaki ilk okulum.  Altinoluk’tan tekrar otobusle Susurluk’a vardik.  Birkac dakikalik yuruyusten sonra Bes Eylul ilkokulunun bahsesindeydik.  Cocuklar neseyle futbol oynuyorlardi, ayni benim 45 sene once yaptigim gibi.  Boyasi haric okulda bir degisiklik olmamis gibiydi.  Camdan bakip ogluma sinifimin kapisini gosterdim.  Cocuklarla birlikte fotograflar cektirdik.  Onur sanki kardeslerinin arasinda gibi mutluydu, hepsiyle sakalasiyordu.  Sonra sehrin meydanina gittik.  Kucuklugumde burada da futbol turnuvalari yapardik.  Kazandigimiz bir mactan sonra kuyumculardan biri bizim takima guzel bir leylek heykeli hediye etmisti.  Kendi aramizda paylasamadigimiz icin goturup geriye vermistik.  Civardaki Susurluklu vatandaslarla biraz sohbet ettikten sonra Bandirma’ya gittik, oradan da feribotla Istanbul’a sabaha karsi donduk. 

 

Ilkokulumun Onunde Cocuklarla

 

Sonsoz

2004 yilindaki gezimizi planladigimizdan cok daha iyi sekilde gerceklestirdik.  Kanada’daki universite egitiminde ogrencilerin yaz tatillerinde kendi konularinda calismasi isteniyor.  Bundan dolayi elektrik muhendisligi okuyan her iki oglumla gelecekte boyle guzel tatiller yapma imkanim artik olmayacak.  Bir baba olarak gorevimi yaptigimi dusunerek mutluyum.  Ektigim tohumlar umit ettigim gibi yeserir ve cicek verirse, insallah ogullarim da torunlarimi anavatanlarina goturup gururlu tarihimizi, kulturumuzu ve insanlarimizi tanitirlar.  Ulkeme ve ayni ulkuyu paylastigim vatandaslarima mutlu gunler dileyerek noktaliyorum. 

 

Ben, Oglum ve Degerli Sinif Arkadasim Haydar Kilic

  

 

Buyuk Oglum Mete ve Kucuk Oglum Onur